ALTAY DAĞLARI’NDAN ANADOLU’YA:  HEREKE İPEK HALI SANATI

ALTAY DAĞLARI’NDAN ANADOLU’YA: HEREKE İPEK HALI SANATI

24 Ocak 2019 0 Yazar: Hereke İpek Halı

ÖNSÖZ

KÜLTÜRÜMÜZÜN HAZİNESİ HEREKE İPEK HALI

Avrasya’nın kalbi Altaylar’dan Tuna’ya, Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya yüzyıllardır bu topraklarda, bizim dilimiz konuşulmuş, bizim türkülerimiz söylenmiş. Renk renk, nakış nakış uzamış halı ve kilimlerimiz… Bazen Altaylar’da binlerce yıl önce dokunup Pazırık Halısı olmuş, bazen de Hereke’de dokunup örtü olmuş Kabe-i Muazzama’ya!

Tüm yaşanmışlıklar, hatıralar, duygu ve düşünceler, Bengü Yazıtları ve Orhon Kitabeleri’nden daha da önce kelimelerle değil, desenlerle ve motiflerle halıya yazılmak suretiyle tarihe not düşülüp zamana noterlik yapılmış.

Halı sanatı, İpek Yolu sayesinde Altay Dağları ve Bengü Yazıtları’nın bulunduğu Yenisey vadisinden dünyanın birçok bölgesine yayılmış.

Nuh tufanı sonrası Altay Dağları’na sığınmış olan Türkler zamanla nüfuslarının artması ile dünyanın dört bir tarafına göç edip yurt yuva kurmuşlar. Kadim Türk boylarının dünyaya yayıldığı yerde, Altaylar’da gün yüzüne çıkmıştır dünyanın en eski halısı olarak tarihe geçen binlerce yıllık Pazırık Halısı…

Türk halıcılığının dünyaya yayıldığı, Hereke ipek halısına ilham kaynağı olan Pazırık Halısı’nın bulunduğu, Büyük Hun Devleti ve Ergenekon Geçidi’ne ev sahipliği yapan Altay Dağları’nın zirvesinde Pazırık Kurganları’ndayız. Dini, mitolojik, arkeolojik ve sanat tarihiyle ilgili araştırmalarda kültürümüze ışık tutan bu kurganlar, Hun Türkleri dönemine aittir.

1949 yıllarında Rus Arkeolog Sergei Ivanovich Rudenko tarafından yapılan araştırma sonucunda, Altay Dağları’nın Pazırık bölgesindeki bir mezar odası içerisinde bulunan 40’a yakın kurgan içerisinden çıkan tarihi eserlerin büyük bir kısmı günümüzde St. Petersburg’daki Ermitaj Müzesi’nde sergilenmektedir.

Adı geçen kurganlardan çıkarılan 1.89×2 metre ebatlarında olan Pazırık Halısı üzerinde süvari ve geyik gibi figürler yer almaktadır. Desimetrekaresinde 3600 düğüm bulunan Pazırık Halısı, Türklerin halıcılık konusunda çok eskilerden beri uzman olduklarını ispatlamaktadır.

Altay Dağları’ndan ayrılıp, binlerce yıllık geçmişe sahip Pazırık Halısı’ndan ilham alınarak Anadolu’da 36 değişik yörede dokunan Türk halılarının en nadide örneklerinin bulunduğu ve halıcılıkta bir dünya markası olan “Hereke İpek Halı”sı ile ilgili araştırmalar yapmak üzere, İpek Yolu’nun kavşak noktası olan Kocaeli’nin Körfez ilçesine bağlı Hereke beldesindeyiz.

Bugün dünyanın “en ince halısı” rekorunu elinde bulunduran halı, Hereke’de Nuriye Kıvanç tarafından 5 senede dokunan Hereke ipek halısıdır. Santimetrekaresinde 1024 ilmik bulunan bu halı, uluslararası sergilerde büyük ilgi görmüş, Pazırık Halısı’ndan Hereke halısına Türk halı sanatının bir dünya markası olduğunu ispat etmiştir.

Kapasitesini son yıllarda artırmakta olan Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası’nda dokunan Hereke ipek halıları bir dünya markası olarak ününü sürdürmektedir. Bağlı olduğu Milli Saraylar İdaresi de, 2018 yılında “Hereke müze/fabrikasına 25 halı dokuma ve 10 ipekli dokuma ustası alarak halı sanatına verdiği önemi göstermiştir. 

Sanatta bir dünya markası olan el emeği göz nuru Hereke ipek halılarının geleceğinden umutlu olduğumuzu ifade ediyor, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü PRODES projesi desteği ile Avrasya Gazeteciler Derneği Sosyal Sorumluluk projesi kapsamında hazırlanan “Pazırık Halısı’ndan Hereke İpek Halısına” çalışmalarımıza destek olan tüm kurum ve kuruluşlara teşekkür ediyorum.

İsmail Kahraman

Gebze/Kocaeli, 2019


PAZIRIK HALISI’NDAN HEREKE İPEK HALISI’NA


Yazan: Mehmet  Aydın Eroğlu

Günümüzde halen el emeği göz nuru ile dokunan, dünyaca tanınmış bir marka olan “Hereke İpek Halıları” Türklerin dünya tarihine sunduğu kadim birer dost olarak evlerin en nadide köşelerini süslemeye devam ederken bizlere geçmiş kültür değerlerimizi hatırlatır. Bu sanat ve onun eserlerini daha iyi anlamak istersek, bir zamanlar Orta Asya’da göçer kabileler halinde yaşayan Türk boylarının anayurdu olarak bilinen Ergenekon vadisine ve Altay dağlarında 1947 yılında Rus arkeolog Sergei Rudenko tarafından beşinci Pazırık kurganında bulunan bir mezar odasındaki eşyalara yakından bakmamız gerekir.

Bu kurganda göçer kabile üyelerinden bir süvariye ait eşyaların yanı sıra kendisinin atı da gömülü olarak bulunmuştur. Genelde karla kaplı olan Altay dağlarında zamanımızdan 2300-2500 yıl öncesine tarihlenen bu kurganda atının eğer örtüsü olarak 1.89×2 metre ebadında bir halı bulunmuştur. Hun Türklerinin yaşadığı bu bölgede simetrik düğüm olarak bilinen Gördes (Türk) düğümü ile dokunan bu yün halı santimetre karesinde 36 çift düğüm bulundurmaktadır. Daha eskisi bulunana kadar dokunmuş en eski halı olarak aşağı yukarı yüzde doksanı bugün dokunmuşçasına sağlam bir şekilde St. Petersburg’daki Ermitaj müzesinde sergilenmektedir.

Bu yün halının dış bordüründe yan yana sıralanan süvariler görülür. Süvarilerin bir kısmı atlarının üzerinde iken bir sonra görülen atın yanında yürüyen bu süvariler göçer Türkmen boylarının bizlere hayatlarından kesitler sunarlar. İç bordürünü, ren geyikleri süslemektedir. Karlı dağların zorlu yaşam koşullarında ren geyiklerinin eti ile beslenen bu göçer kavimler derisinden de çadır yaparak bu soğuk iklimde hayatlarını sürdürmüşlerdir.

Sibirya ile Alaska’yı birbirinden ayıran Bering Boğazı bugün Chukchi Denizi olarak bilinir. Zira Sibirya’nın ucunda Chukchi göçer kabileleri yaşar ve bu kabileler halen geçimlerini Altay dağlarında yaşamış olan Hun Türkleri gibi bu Ren geyiklerinden sağlarlar. Karla kaplı ortamda buzun altından ayakları ile kazıyarak çıkardıkları yosun ile beslenen Ren geyikleri, insanların geceleri -60; gündüzleri -40 santigrad derece soğukta hala hayatlarını idame ettirmelerine yardımcı olurlar.

Bu konuda yazılmış bir kitap ve internetten seyredebileceğiniz bir film vardır: “The Journey of Man”. Bu çalışma 2010 yılında yayımlandı:

Genetik uzmanı Spencer Wells’in on yıllık çalışması ilk insanın hayat yolculuğuna yürüyerek Afrika’dan başladığını ve Arap yarımadası üzerinden Hindistan’a ulaştığını ve bugünün Siri Lanka adası civarından iki guruba ayrıldığını ve birinci gurubun Avustralya ve Yeni Zelanda’ya ulaştığını diğer grubun kuzey doğu istikametinde Bering Boğazında suların alçalması ile ortaya çıkan Beringia adı verilen doğal bağlantı köprüsü ile on beş bin yıl kadar önce Sibirya’dan Alaska’ya yürüdüklerini ve oradan güneye ilerleyerek Kuzey ve Güney Amerika halklarını meydana getirdiklerini son elli bin yılın Y Kromozomlarını inceleyerek ilmi bir çalışma ile bizlere ispat etti.

Bugün dünyadaki üç buçuk milyardan daha fazla sayıdaki erkek nüfusun %90’ı Asya, Avrupa, Afrika ile Kuzey ve Güney Amerika’da yaşarken Avustralya ve Yeni Zelandalı erkeklerin de geri kalan %10’u oluşturduğu bilgisi yapılan kan testleri ile anlaşılmıştır.

Birbirleri ile yan yana yüzlerce yıl yaşamış olan kavimlerin göç etmeleri halinde mevcut kültürlerini de yeni yerleşim alanlarına taşımaları gayet kolaylıkla anlaşılabilir. Yemek kültürünün giyim kuşam kültürünün değişik coğrafyalara taşınması gibi halı desenlerinin de farklı yörelerde karşımıza çıkması bundan dolayıdır. Zaten ancak son yirmi yıl içinde halı desenlerinin ödüllü halılarda belli dokuyucu ülke ve şirkete patent hakkı olarak tescil edilmesine kadar “Oriental halı desenlerinin” sınırları aşarak farklı coğrafyalarda kullanıldığı bilinmektedir.

Demek ki, kültürümüzün bir parçası olan “el dokuma halıcılığı” Türkmen kabileler aracılığı ile tarihi “İpek Yolu”nu takip ederek doğudan batıya doğru diğer ülkelere yayılmıştır. Aynı yolculuğu Hereke İpek halılarında kullanılan ipek kozaları için de söyleyebiliriz. Çin’in dışına çıkartılması yasak olan ipek kozaları 1274 yılında Çin’den İtalya’ya dönen meşhur gezgin Marco Polo tarafından gizlice Çin’den çıkartılıp yurdumuz üzerinden İtalya’ya götürülmüştür.

Bursa yöresinde yetişen dut yapraklarının beslediği tırtıllar, sarı olan bu kozaların beyaz koza olmasını sağlamıştır ve Hereke ipek halılarımız bu beyaz kozadan elde edilen ipek telcikler ile dokunmaktadır. Bugün Çin’in Şincan Uygur bölgesinde yapılan, makina işçiliği ile tamamlanan ve üzerinde “Hereke” yazan ipek halılarda ise sarı koza kullanılmaktadır.

Fotoğraf Kaynak: Hemington Mag

Yapmakta olduğumuz bir belgesel için 1987 yılının Haziran ayı başlarında gittiğimiz ve koza alış verişine şahit olduğumuz Bursa Koza Han’da şimdilerde kozanın sadece adı kalmıştır. Bir zamanlar koza ticaretinin yapıldığı bu alanda şimdi çeşitli kafeler bulunmaktadır. Aradan geçen otuz yıl ve çoğunlukla ipek halı üretiminin Çin’de daha ucuz iş gücü ve makina katkısı sayesinde üretilen halılar sebebiyle günümüzde hakiki Hereke İpek Halı üretimi çok azalmıştır.

Bu sebepten dolayı yazımın başında “Hereke’de, tüm bu zorlu şartlarda hala mucizevi bir şekilde hakiki ipek halı dokunmaktadır” dedim. Değişen şartlar fiyatların artışı ve rekabet ortamına rağmen, cm karede artan düğüm sayıları ile her sene peş peşe kırılan “Guinness Dünya Rekorları”, diğer bütün dünya markası el ipek halılarının “Hakiki Hereke İpek Halısının” yanına yaklaşmasını imkansız kılmaktadır. Zirvenin tek sahibi Hereke İpek Halısı dünyanın en ince dokunmuş el halısı ünvanını daha yıllarca koruyacaktır.

Devletimizin konuya el uzatarak, en kısa zamanda yalnız Türkiye’de değil Dünyada da ipek halı dokumacığının merkezi sayılan Hereke’de, bir Halı Müzesi kurması gerekmektedir. Halılarımızın yurt dışındaki Türk kültürünü ve Türkçeyi öğreten kurumlarda (Yunus Emre Enstitülerinde veya Maarif Vakıf okullarında) halıcılık kursları açılmak suretiyle bu kadim sanatımızın ilerki nesillere aktarılması sağlanmalıdır.

Geçen sene cm karesinde (50×50) = 2500 çift Gördes (Türk) düğümü olan bir halıyı dokutan beşinci nesil Herekeli bir halıcı olan dostum Erhan Ör’ü ve 2008 yılından başlayarak sekiz defa “Atlanta Magnificent Carpet Award”ı kazanan ICI Halı şirketini ve sahipleri olan Terzioğlu ailesini de tebrik etmek istiyorum. Zira el halısındaki incelik halı sanatı bakımından önemlidir fakat aynı zamanda halının sanatsal değerinin yüksek olması; nesli tükenmiş müzelik halıların klonlanması ile bu sanat dalında bir çığır açan bu ailenin  ürettiği “yerli ve milli” halıları dünya koleksiyoncuları kadar Türk vatandaşlarının da tanımaya hakları vardır diye düşünüyorum. Dedelerimizin marka yaptığı el halıcılığımıza hıyanet etmek bizlere yakışmıyor. Bir an önce el halıcılığımıza sahip çıkılmasını diliyorum.

Avrasya Gazeteciler Derneği, Hereke İpek Halısı ile ilgili İçişleri Bakanlığı PRODES projesi kapsamında desteklenen bir sosyal sorumluluk projesine imza atmıştır. Proje ile ilgili bilgiler aşağıdadır.

(*)  Bu yazı,  proje ve  kitap için Mehmet Aydın Eroğlu tarafından özel olarak 30 Aralık 2018 tarihinde yazılmıştır.


HEREKE HALISI İLE İLGİLİ SOSYAL SORUMLULUK PROJESİ

PROJENİN ADI:

El Sanatları Kültürümüzün Hazinesi “Hereke İpek Halısı”

PROJE AMACI:

Dünyanın en değerli halıları arasında gösterilen ve Türkiye’nin adını dünyaya duyuran bir marka olan 200 yıla yakın geçmişi ile Hereke halısı, son yıllarda unutulmaya yüz tutmaktadır. Türk el sanatları kültüründe önemli bir geleneğimiz olan bu kültürümüzü “dünden geleceğe taşımak, yaşatmak ve yeni nesillere bir kültür mirası olarak aktarmak için çalışmalar, araştırmalar yapmak, belgelemek ve hak ettiği markayı tekrar oluşturmak. Özellikle de genç kadınlarımızın Hereke halısına ilgisini canlandırarak girişimciliklerini artırmak ve bölgenin gerek turizm gerekse de kültür amaçlı marka bilinirliğini ve değerini artırmak.

PROJE KONUSU:

Türkiye’nin dünyadaki el sanatları markası olan Hereke halısı ile Hereke halısının desenlerini ilmik ilmik işleyen, sevdasını, kederini, umudunu, sevinçlerini, hayallerini gelecek nesle aktarmaya çalışan bir neslin, yeni nesille tekrar canlandırılması ve aktarılması ve Türk el sanatları kültürünün tekrar hak ettiği yere taşınması, bilinirliğinin artırılması ve sürdürülebilir kültürün devamının sağlanması projenin başlıca konusunu teşkil etmektedir.

PROJENİN GEREKÇESİ:

Dünya’da bugün uluslararası sertifikaya sahip ilk Türk markası olan ve 1885 yılında yani bundan tam 130 yıl önce markası tescillenen Hereke ipek halılarımız, 20 yıl önceye kadar Hereke’de dünyanın birçok ülkesinden gelen halı tüccarları halı satın almaya geliyor. Hereke bölgesindeki uluslararası ipek halı pazarı sayesinde Gebze Kocaeli ve Karamürsel köylerine milyarlarca lira para giriyordu. Her evde birkaç ipek halı tezgâhı birden bulunuyordu. Bugün artık maalesef tezgâhlar birer birer kapatılmış, halı üretimi son bulmuştur. Yapılacak proje ile öncelikle Hereke Kocaeli ilinde yaşayan gençlerimize Türk el sanatlarının nadide bir eseri olan ilmik ilmik ancak dünyaca kabul edilen üstün bir metod ile üretilen “Hereke halısının” tanıtımı ve bu kültüre olan ihtiyacın aktarımı yapılacaktır. Ayrıca yine bu illerde yaşayıp bu kültürden haberdar olmayan yerel paydaşlar ve kişilere bu kültürünün tanıtımı yapılarak, gerek yerel ve milli değerlere ve kültüre sahip çıkılacak gerekse de bu tanıtım ile Türkiye’nin hak ettiği milli markanın korunumu ve tanıtımı ile turizm desteklenmiş olacaktır.

BELGESEL TADINDA İPEK HALI TARİHİNE YOLCULUK

HEREKE İPEK HALI BELGESELİ’NİN SENARYO METNİ

Altay Dağları’nda 2500 yıl önce bulunan Pazırık Halısı’ndan el sanatında bir dünya markası olan Hereke İpek Halı’ya belgeselinin senaryosunun tam metnini sizlerle paylaşıyoruz.

Yazan: İKTAV Belgesel Yayıncılık Senaryo Ekibi

Altaylar’ dan Tuna’ya… Adriyatik sahillerinden  Çin Seddi’ne…

Konuşulan dil bizim dilimizdir. Söylenen türkü bizim türkümüzdür.

Vatan için atan yüreklerle yükselmiş bizim kültürümüz.

Bazen bilimde imzası olan Ali Kuşçu, İbni Sina, Farabi olmuşuz,

Bazen de tarihe meydan okuyan eserlerin ustası Mimar Sinan…

Türkistan’dan Anadolu’ya renk renk, nakış nakış uzamış kilimlerimiz.

Aşkımızı, sevdamızı ilmeklerle halılara nakş etmişiz çağlar boyunca.

Bazen binlerce yıllık Pazırık Halısı olmuşuz Altaylarda,

Bazen Hereke’de dokunan örtü olmuşuz Kabe-i Muazzama’ya!

ALTAY DAĞLARI’NDAN KOCAELİ’YE İPEK HALI

Bazen yatak, yorgan, bazen yer örtüsü, çadır perdesi, bazen seccade ya da minder, bazen de duvara asılan süs eşyası olmuş halı ve kilimler. Yeri gelmiş kışın soğuktan korunmak için kapı boşluklarına asılmış, hatta heybe ve çuval olarak bile kullanılmış. Dokunan halı ve kilimler zengin bir kültüre sahip bir toplumun düşüncelerini, sevdalarını, savaşlarını yansıtmış. Orta Asya’dan başlayıp Selçuklu’ya, oradan Osmanlı’ya ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanmış bu halk sanatı. Böylece binlerce yıla meydan okuyabilmiş, kök saldığı her toprakta yeni motif ve renklerle gelişip güncellenmiştir. Zengin kültürlerin birikimini ilmikler vasıtasıyla aktaran kadim sanatımız, tarihi İpek Yolu sayesinde Altay Dağları Yenisey Vadisi’nden dünyanın birçok bölgesine yayılmıştır.

Kadim Türk boylarının dünyaya yayıldığı bir coğrafya burası. Dünyanın en eski halısı olarak tarihe geçen binlerce yıllık Pazırık Halısı bu topraklarda gün yüzüne çıkmış. Türkler, bu toprakların zirvesinde yeniden doğmuş. Burası Altay Dağları… Nuh Tufan’ı sonrası Altay dağlarına sığınmış olan Türkler, zamanla nüfuslarının artması ile dünyanın dört bir tarafına göç edip yurt yuva kurmuşlar.

Buranın girişinde yer alan Avrasya’nın Kalbi Altaylar’ da Kadim Türk Boyları Anıtı’nda “Gelecek Nesillere Nasihat” başlığı altında şu cümleler karşılıyor bizi:

“Bu anıt; eski kadim boyların devlet meselelerini görüşmek için bir araya geldikleri, yiğitlerin küheylanlarına binerek sefere çıktıkları, halkın belleğinde yer etmiş olaylar anısına düzenlenen kutlamaların yapıldığı yere, Dağlık Altay’a dikilmiştir. Burası Türk medeniyetinin doğduğu yerdir. Gelecek Nesiller! Kökenlerinizi hatırlayınız, atalarınızın yaptıklarıyla gurur duyunuz ve adınıza layık olunuz. Mavi gök kubbe altında ilelebet payidar kalınız.” (Kadim Türk Boyları Anıtı )

Fotoğraf Kaynak: Arkeolojik Haber

AVRASYA’NIN KALBİ ALTAYLAR’DAN DÜNYAYA YAYILAN BİR SANAT

El sanatlarında bir dünya markası olan Hereke ipek halısının tarihini araştırmak üzere, kadim Türk boylarının dünyaya yayıldığı Altay Dağları’na doğru yola çıkıyoruz… Türklerin atası sayılan topluluklara yurt olmuş Altay Dağları, Hun İmparatorluğu’nun asırlarca hüküm sürdüğü bir bölge. Bengü Yazıtları’na ev sahipliği yapan Yenisey ırmağı, Sayan Dağları, Tuva ve Hakas bölgesi bu coğrafyada… Tarih kokan bu topraklarda yolculuk ederken atalarımızın kahramanlık destanları hatırlıyoruz.

Türk halıcılığının dünyaya yayıldığı, Hereke ipek halısına ilham kaynağı olan Pazırık  Halısı’nın bulunduğu, Büyük Hun Devleti ve Ergenekon Geçidi’ne ev sahipliği yapan Altay Dağları’nın zirvesindeyiz. Bugün Rusya Federasyonu’na bağlı Kray ve Gorno Altay cumhuriyetlerindeki Altay Dağları, görkemli manzarası ile insana göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Orta Asya’da, Sibirya’nın güneyinde ve Moğolistan sınırında uzanan Altay Dağları’ndaki kaya yazıtları ile birlikte Bey ve Kadun ırmakları ve Ergenekon geçidi, Türk tarihinin canlı şahitleri olarak bizi selamlıyor.

Birçok tarihçi Ergenekon Geçidi’nin Altaylarda olduğunda hemfikir. İlk kez ünlü tarihçi Reşideddin, Camiü’t-Tevarih adlı eserinde Ergenekon Destanı’dan söz ederek şu bilgileri verir:

“…Düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türkler, Ergenekon Ovası’nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışıp zaferler kazanmışlardır…” (Camiü’t-Tevarih)

Altay Dağları’ndaki, Ergenekon Geçidi’nde belgesel çeken ilk Türk televizyon ekibi olmanın heyecanını yaşıyoruz… Kar yağışı ve sis yüzünden etrafı sonsuz bir beyazlık kaplamış. Karlı yollar ve bembeyaz çam ağaçları dışında hiçbir şey göremiyoruz. Aniden kar yağışı duruyor, sis açılıyor ve Ergenekon Geçidi tüm ihtişamı ile karşımıza çıkıyor. Dünyada eşine az rastlanacak bir manzara bu… El değmemiş doğa ve bir abide gibi yükselen Altay Dağları’nın kusursuz uyumu karşısında etkileniyor, Türklerin  Ergenekon’dan çıkışı gözümüzde canlanıyor.   .

HEREKE İPEK HALISINA İLHAM KAYNAĞI OLAN PAZIRIK HALISI

Ergenekon Geçidi’ne çok yakın bir yerde bulunan dünyaca ünlü Pazırık Halısı’nın bulunduğu Altay Dağları’ndaki Kurganlardayız. Dini, mitolojik, arkeolojik ve sanat tarihiyle ilgili araştırmalarda kültür tarihimize ışık tutan bu kurganlar, el emeği göz nuru halıcılık sanatımız bakımından da çok önemlidir.

Sanat değeri yüksek bir dünya markası olan Hereke ipek halıları, Türklerin dünya tarihine sunduğu vefalı birer dost olarak evlerin baş köşelerini süslemekle kalmaz, aynı zamanda bizlere  muhteşem kültür değerlerimizi hatırlatır. Halı sanatımızı daha iyi anlamak için 1947 yılında Altay Dağları’nda Rus arkeolog Sergei Rudenko tarafından beşinci Pazırık kurganında bulunan eşyalara bakmamız gerekir.

Bu kurganda göçer kabile üyelerinden bir süvariye ait eşyaları ve atı gömülü olarak bulunmuştur.  Altay Dağları’nda 2500 yıl öncesine tarihlenen bu kurganda atının eğer örtüsü olarak 1.89×2 metre ebadında bir halı ortaya çıkar. Bu halının bozulmadan günümüze kadar ulaşabilmesi, mezar odası içerisine dolan suyun buzlaşması ve halının da buzun içerisinde kalmasıyla mümkün olmuştur. Hun Türklerinin yaşadığı bu bölgede simetrik düğüm olarak bilinen Gördes-Türk düğümü ile dokunan bu yün halı, santimetre karesinde 36 çift düğüm bulundurmaktadır. Dünyanın en eski halısı olarak tarihe geçen Pazırık Halısı’nın orijinali, yüzde doksanı bugün dokunmuşçasına sağlam bir şekilde Rusya’nın St. Petersburg şehrindeki Ermitaj Müzesi’nde sergilenmekte.

Bu yün halının dış bordüründe görülen yan yana sıralanmış süvarilerin bir kısmı atlarının üzerinde iken bir kısmı atın yanında yürür. Bu süvariler, göçer Türkmen boylarının hayatlarından kesitler sunar. İç bordürü ise ren geyikleri süslemektedir. Pazırık Halısı tasarım, ölçü ve şekil bakımından Türkmen halılarına çok benzemektedir. Türk düğümü olarak da bilinen bu düğüm, devrine göre çok ileri bir tekniktir. Pazırık Halısı, Türklerin halıcılık konusunda çok eskilerden beri uzman olduklarını ispatlamaktadır.

Pazırık Halısı ile ilgili belgesel çekimizi tamamlayarak Altay Dağları’ndan ayrılıyoruz. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne bir dünya markası olan Hereke ipek halısı ile ilgili araştırmalar yapmak üzere, Kocaeli’nin Körfez ilçesindeki Hereke’ye gidiyoruz…

HEREKE HALICILIĞININ TARİHÇESİ

Binlerce yıllık geçmişe sahip Pazırık Halısı’ndan ilham alınarak Anadolu’da 36 değişik yörede dokunan Türk halılarının en nadide örnekleri, tarihi İpek Yolu’nun kavşak noktası olan Hereke’de hayat bulmuştur.

Ohannes ve Bogos Dadyan kardeşler tarafından 1842 yıllarında kurulan Hereke Fabrikası, 1845 yılında ülkenin ilk özel dokuma fabrikası olarak faaliyete geçti. Aynı yıl fabrikanın mülkiyeti Osmanlı Devleti’ne devredildi. Başlangıçta bez ve ipekli kumaş üretimi planlanan fabrikada, Avrupa ülkelerinden ithal edilen makinelerle beraber üretim alanı genişledi. Fabrika ürünlerindeki kalitenin piyasada kabul görmesi sonucu 1846’da Hereke markası tescil ettirilerek koruma altına alındı. 1850 yılında fabrikanın adı “Hereke Fabrika-i Hümayun” olarak değiştirildi.

Hereke Fabrika-i Hümayun, Sultan Abdülaziz döneminde, piyasada satılmak üzere ipekli dokuma üretimine de başladı. Kapalı Çarşı’da bir satış mağazası açıldı. 1878 yılında yangın geçirdi, 1882 yılında yeniden faaliyete girdi. Dünyanın en büyük el dokuma halıları arasında yer alan Yıldız Sarayı büyük salonda bulunan halı, Hereke’de dokundu.

Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı dünyanın en iyi halılarıyla döşeme fikri üzerine, 1891 yılında 100 halı tezgahı ile yeni bir bölüm açıldı. Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde “Hereke Dokumahanesi” adı ile açılan atölyede sadece saray için dokuma yapıldı. Bu  halıların başka bir yerde kullanımı yasaklandı. Beylerbeyi Sarayı’nda bulunan geniş boyutlu halılar, koltuk ve perde yapımında kullanılan ipekli kumaşlar da burada dokundu. Çırağan Sarayı’nda on üç oda ve bir sofa, Hereke halıları ve kumaşları döşendi.

Bu tarihlerde boyahane ve kumaş, perdah makineleri imparatorluk sınırları içinde yalnızca Hereke Fabrika-i Hümayunu’nda bulunmaktaydı. Ayrıca Fabrika-i Hümayun ile birlikte Hereke’deki kamu hizmeti veren müesseseler kuruldu, eğitim binaları yapıldı, Hereke tam anlamıyla bir şehir haline getirildi. Osmanlı Devleti’nde ilk hidroelektrik santrallerinden biri de Hereke şehir merkezinde Ulupınar su kaynağı üzerinde kuruldu.

1900 yılında Hereke’de halı dokuma büyük bir gelişme gösterdi. Halı için gerekli iplik Karamürsel’deki devlet fabrikasından sağlanmaya başladı. Fabrika gelişimini ve ürün çeşitliliğini artırdı. 1902 yılında çuha, şayak ve iplik bölümü faaliyete girdi, 1905’te yünlü dokuma işleri ve 1908’de fes bölümü üretime başladı.

Sadece halı dokunması için gereken bölümlerin değil, işçilerin yemek yediği, dinlendiği ve spor yaptığı alanların detaylı bir şekilde düşünülüp tasarlandığı fabrika, Osmanlı’nın sosyal devlet yönüne önemli bir örnek teşkil etmektedir. Devletin çeşitli bölgelerinden getirilen yüzlerce yetim kız çocuğu, bu fabrikada meslek sahibi edilmiştir. Bu kız çocuklarının, fabrika sınırları içerisinde barınabilecekleri yurtları, yemek yiyebilecekleri deniz manzaralı masaları hatta eğitim görebilecekleri bir mektepleri bile vardır.

Faaliyete geçtiği 1843 yılından itibaren Osmanlı dokuma sanayiinin en önemli kurumu olarak faaliyet gösteren ve ürünleriyle İmparatorluk yaşantısının son yüzyılını belirleyen Hereke Fabrika-i Hümayun’u, kuruluşundan bir süre sonra Avrupa’da da prestijli bir markaya dönüşmüş ve uzun yıllar Avrupa’daki birçok uluslararası sergide ödüllere layık görülmüştür. Hereke Fabrika-i Hümayun’da dokunan ipek halılar, 1894 yılında Lyon’da, 1910 yılında Brüksel’de ve 1911 yılında Torino’da ödüller kazanmıştır. Japonya, Rusya, Almanya, İngiltere ve ABD gibi çeşitli ülkelerin devlet başkanlarına hediye olarak gönderilmiştir.

KABE ÖRTÜHEREKE FABRİKASINDA DOKUNDU

 Osmanlı devleti kutsal topraklara büyük önem verirdi. Kabe örtüsü Hereke de dokunurdu. 1892 yılın da Fabrika müdürü Hacı Mehmet Akif bey, Padişah Abdülhamit’in iradesiyle Hereke Fabrika-i hümayünde Mübarek belde Mekke-i Haremi Şerife örtü dokutur. Hacı Akif beyin başkanlığında bir heyet tarafından sürre alayları ile Kabe örtüsünün kutsal topraklara götürülmesi muhteşem merasimle yapılır. Hereke de bir mahalleye adı verilen Akif Bey başarılarından dolayı 1893 2.derece rütbeden Mecidi nişanı, 1894 Altın imtiyaz madalyası. 1901 de birinci dereceden Osmanlı nişanı ile ödüllendirilir. Akif Bey 5-Ocak-1917 de görevi başında vefat eder.

ABD BEYAZ SARAY’DA HEREKE HALISI 

Beyaz Ev Müzesi isimli bir Amerikan web sayfasında yayınlanan önemli bilgi ve fotoğraflara göre Hereke halısının Beyaz Saray’da da kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu halı 1860 tarihinde Beyaz Saray’ın Vermeil yani Yakut isimli salonuna konulmuştur. Halı açık yeşilimsi tonlarda olup yaklaşık olarak 63 metre kare ebadındadır.

HEREKE HALISININ ÖZELLİKLERİ

Hereke halısında ham madde olarak ipek, yün ve pamuk kullanılır. Hereke halısı, “pamuk iplik üzerine yün” ve “ipek iplik üzerine ipek” olarak iki türlü dokunur. Yün halıların dm karesinde 3600 ilmek, ipek halıların dm karesinde ise 10.000 ilmek bulunur. Bu kadar sık dokunduğu içindir ki Hereke halılarında bulunan desenler oldukça ayrıntılıdır.

Türk düğümü ile dokunduğu için İran halılarına göre daha dayanıklı olan Hereke halıları, ilk dokunduğu dönemlerden günümüze İran halı desenlerinden hiç etkilenmemiş, saray nakkaşlarının özgün tasarımları ile hayat bulmuştur. Hereke halılarında, sanatın her dalında doğayı kucaklayan motifleri ve tasavvuf kültürümüzden gelen sonsuzluk temasını bulmak mümkündür. Hereke halılarında başta lale, goncagül, yaprak, karanfil, sümbül, badem, çiçek buketleri olmak üzere ikiyüzden fazla çiçek motifi kullanılır ve bu motifler bir araya gelerek eşsiz desenler oluşturur. En çok bilinen ve klasik olan desen “Yedi Dağın Çiçeği”dir. Bu deseni dokuyan genç kızlar, yedi tepe üzerinde kurulu İstanbul şehrinin çiçeklerini anlatırlar halılarda.

TÜRK-ALMAN DOSTLUĞUNDA HEREKE İPEK HALISININ ÖNEMİ

Dünyada Türk el halılarını tarihsel gelişimi içinde en yakından takip eden ve değer veren millet Almanlardır. Kıymetli halılarımız, bugün Almanya’daki birçok müzede sergilenmektedir. 1905 yılında devrin Alman Büyükelçisi, Konya gezisi esnasında Alaattin Camii’ndeki halılar üzerinde yürürken, hemen bu halıları yerden kaldırın ve duvara asın demiştir. Bu vesileyle, 18 adet Selçuklu halımız İstanbul İslam Eserleri Müzesi’nde sergilenmektedir. Ünlü Alman İmparatoru Kayser 2. Wilhelm üç defa Osmanlı’yı ziyaret etmiş, Hereke halılarına yakın ilgi göstermiş ve halı dokuyan kızlarımızın çalışmalarını izlemiştir. Sultan, Kayser rahat etsin diye kendisini Şale Köşkü’nde ağırlamış, Hereke’de özel bir köşk yaptırarak Türk konuk severliliği göstermiştir. Bu ilginin sonunda bugün Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi, 1908 tarihinde Alman İşçiler, Alman mermeri ve altın mozaikler kullanılarak yapılmıştır. Hereke ipek halısının, Türk-Alman dostluğuna çok büyük katkısı olmuştur.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE HEREKE İPEK HALISI

Cumhuriyetin kurulmasından sonra ipek halı üretimi dünyada yaşanan ekonomik krizler yüzünden lüks olarak görüldüğü için ihmal edilmiştir. 1950’li yıllarda usta dokumacıların katkılarıyla Hereke halı dokumacılığı bir sanat kolu olarak tekrar değer kazanmıştır. Tamamı el dokuması olan halılar günümüzde işçiliği ve sanat değeriyle kabul görmektedir. Hereke Fabrikası, 1925’te Maliye Bakanlığı’na, 1933 yılında Sümerbank’a devredilmiş, 1995 yılında Sümerbank’ın özelleştirilme çalışmaları sırasında TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı’na devredilmiştir. Tarihi Hereke Halı ve Kumaş Fabrikası, halen Cumhurbaşkanlığı Millî Saraylar İdaresi Başkanlığı’na bağlı olarak müze-fabrika şeklinde halı ve kumaş üretimine devam etmektedir. Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, patentler ile coğrafi olarak tescilli olan Hereke İpek Halıcılığı’nın gelişmesi için büyük çaba sarf etmektedir.

HEREKE HALICILIĞINA BÜYÜK ÖNEM

Asıl ününü ipek halılarla yapan Hereke’de, Bursa ipeğinden dokunan halılar, yurtiçinde ve yurtdışında kolaylıkla alıcı buldular. 1970’li yıllarda özel sektörün ipek halıya yatırım yapmasıyla hızlanan halıcılık, 1980’li yıllarda zirve yaptı. Dünyanın birçok ülkesinden ülkemize  gelen turistler, her cumartesisi günü Hereke’de kurulan ipek halı pazarından halı satın alıyorlardı. Ancak, 1990’lı yıllarda yurtdışında dokunan kalitesiz halıların Hereke halısı adı altında piyasaya sürülmesiyle halıcılık sektöründe gerileme başladı.

Günümüzde Avrupa ve Amerika gibi el halılarının büyük ilgi gördüğü pazarlarda Hereke halılarının Çin’de dokunan kopyalarının bile alıcı bulması Hereke halı sanatının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Fakat bu halılar büyük teknolojik yeniliklere rağmen aslına yaklaşmayı başaramamıştır. Çünkü, Hereke halılarının kopyalanamaz özelliği sadece desenlerinden değil, Bursa ilimizin yemyeşil ve tazecik dut yapraklarıyla beslenmiş ipek böceklerinden elde edilen dünyanın en kaliteli ipeğinden gelmektedir.

Kurulduğu 1843’ten günümüze, Hereke halısı, kalitenin ve görkemin simgesi olma özelliğini hep sürdürmüştür. Bugün dünyanın en ince halısı rekorunu elinde bulunduran halı, Hereke’de Nuray Kıvanç tarafından 5 senede dokunan Hereke ipek halısıdır. Santimetrekaresinde 1024 ilmik bulunan bu halı uluslararası sergilerde büyük ilgi görmüş, Pazırık Halısı’ndan Hereke halısına Türk halı sanatının bir dünya markası olduğunu ispat etmiştir.

2018 yılında kapasitesi artırılan Hereke Halı ve İpekli Dokuma Fabrikası’na 25 halı dokuma ve 10 ipekli dokuma ustası alındı. Hereke Fabrika-i Hümayun binasına Halı ve İpekli Dokuma Müzesi açılmasıyla devletimiz Hereke ipek halıcılık sanatına verdiği önemi gösterdi. 

Tarihi süreçte yaşadığı olumsuzluklara rağmen Hereke halıları bir dünya markası olarak ününü sürdürmekte, yeni yapılanmanın getireceği desteklerle eski ihtişamlı zamanlarına döneceği günü hasretle beklemektedir.

Sanatta bir dünya markası olan el emeği göz nuru Hereke ipek halılarının geleceğinden umutlu olduğumuzu ifade ediyor, İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla ilişkiler Genel Müdürlüğü PRODES projesi desteği ile Avrasya Gazeteciler Derneği Sosyal Sorumluluk projesi kapsamında hazırlanan “Pazırık Halısı’ ndan Hereke İpek Halısına” belgeselimize bir şiir ile nokta koyuyoruz:

Yüzyıllardan beridir Altaylardan Tuna’ya

Bizim türkülerimizdir söylenen

Konuşan dil, bizim dilimizdir

Renk renk, nakış nakış uzayan toprak değildir

Kilimlerimizdir…

***

CUMHURBAŞKANINA HEDİYE EDİLEN HEREKE HALISI

Dünyada Hereke İpek Halısı olarak ün yapan 130 yıl önce Osmanlı döneminde uluslararası sertifika alan Hereke ipek halılarının yeniden canlanması için çalışma başlatılmalı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a üzerinde Çanakkale’de destanlar yazan Mehmetçiğin resminin bulunduğu özel bir halı dokutup hediye eden, 55 yıldır halıcılık üzerine çalışma yapan Aydın Eroğlu ile Sapanca’daki evinde ziyaret ederek, yaptığımız Hereke İpek halıları hakkındaki söyleşimizi https://youtu.be/IXlDLTYYwsE veya www.devrialem.tv’den izleyebilirsiniz.

Kocaeli bölgesi dünyaca ünlü Hereke ipek halısına sahip çıkmalı. Ekonomik sıkıntı ve işsizliğin sorun olduğu, döviz krizleri yaşadığımız bir dönemde, ekonomi ve istihdamda katkısı olacak Hereke halılarına devlet ve hükümet tarafından sahip çıkılmalı ve halıcılığın teşvik edilmesi için çalışmalar yapmalıdır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e önemini koruyan son 25 yıldır kaderine terk edilip ucuz Çin halısına yenik düşen Hereke ipek halısının tanıtımına kendisini adayan, 55 yıldır halıcılık üzerine çalışma yapan, Türkiye’nin uluslararası turizm ve kültür rehberleri arasında yer alan Aydın Eroğlu Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a Kocaeli Hereke’de özel olarak dokuttuğu ve üzerinde Çanakkale Savaşı kahramanı Mehmetçiğin resminin yer aldığı Hereke İpek halısı hediye etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, halı ile ilgili Eroğlu’ndan bilgi aldı.

Çanakkale’de destanlar yazan ve yaralı İngiliz askerini kurtaran Mehmetçik motifinin yer aldığı ve Hereke’de özel olarak dokutulan iki halının birini Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, diğerini Avustralya Devlet Başkanı’na hediye edildi.

Hereke Belediyesi’nin kapatılıp Körfez adı ile kurulan Kocaeli’nin yeni ilçesine mahalle  yapılmasından sonra, Hereke markasının sahibi olan Sümer Holding’in özelleştirilmesini fırsata çeviren Çin devleti, Henan eyaletinin Nanyang şehrinin Zhenping ilçesinde “Hereke Sanayi Bölgesi” kurdu, etiketlerine “Made in Hereke” yazarak, halı üretmeye başladı.

www.agrt.net ve Kültür Bakanlığı tarafından onaylanan İlim Kültür Tarih ve Teknoloji Araştırma Kütüphanesi (İKTAV) olarak, Hereke İpek halıcılığının yeniden tanınması için, çalışma başlatarak, panel düzenleyerek ve Devri Alem Belgesel TV programı hazırlayarak ulusal ve bölgesel televizyon kanallarına göndereceğiz.

Dünyaca ünlü Hereke İpek Halısı ile ilgili www.gebzegazetesi.com olarak geniş bir araştırma yapıp rapor hazırlayarak haber ve raporumuzu başta Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere devletin ilgili ve yetkili kurumlarına göndereceğiz

Hereke Halısına sahip çıkmak, tarihimize sahip çıkıp korumak,  işsizliğe çözüm, ülkeye döviz kazandırmak demektir. Kocaeli kamuoyu dünya markası Hereke ipek halılarına ne zaman sahip çıkacak.

HALININ ANAVATANI  ALTAYLARA KÜLTÜR YOLCULUĞU

El sanatlarında bir dünya markası olan Hereke İpek halısının tarihini araştırmak üzere yollardayız. Pazırık halıları olarak dünyaca bilinen halıların bulunduğu Orta Asya’nın merkezi, Avrasya’nın kalbi; kadim Türk boylarının dünyaya yayıldığı Altay Dağları, Ergenekon geçidi, kıyılarında kadim Türk yurtlarının kurulduğu Bey ve Kadun ırmağın bulunduğu yerler…

Altay Türkleri; Kazakistan Bozkırları, Moğolistan ve Sibirya dağ ormanlarının kavuştuğu bölgelerde yaşayan Türklerin atası sayılan topluluktur. Altay Dağları çevresinde yaşayan bu Türklere Ruslar tarafından Altaylı adı verilmiştir. Verilen bu ‘Altaylı’ kavramı, birbirine çok yakın birçok alt boydan oluşan bir üst kimlik gibi görülmüştür. Bugün Rusya’da Altay adlı iki özerk bölge vardır. Altay Türklerinin büyük çoğunluğu bu özerk bölgeler olan Sibirya’daki Rusya’ya bağlı Altay Cumhuriyeti ve Altay Kray’da yaşar. Tuva ve Moğolistan’da yaşayan Altay Türkleri de vardır. Altaylar, kendi aralarında Teleutlar, Telengitler, Karatatarlar, Oyratlar gibi farklı boylara ayrılmıştır.

Altay Türklerinin fiziksel özellikleri dikkate alındığında güneydekiler ‘Kalmuk’ kuzeydekiler ise ‘Tatar’ olarak isimlendirilmiştir.

Atalar diyarı Altay Dağları, Yenisey ırmağı vadisi, Sayan Dağları bölgesindeki Hun İmparatorluğu’nun asırlarca hüküm sürdüğü coğrafya bizleri heyecanlandırıyor. Türk tarihi için büyük önem taşıyan Orta Asya ve Ata yurdumuza yolculuk gerçekleştirmenin heyecanını yaşıyoruz.

ALTAY DAĞLARI NEREDE?

Altay dağları Orta Asya’da, Sibirya’nın güneyinde Moğolistan ile sınır teşkil edecek şekilde uzanan büyük bir sıradağ. 48°-50° arası kuzey arz enleminde, 81°-90° arası doğu boylamında bulunur. Genel olarak pek çok kırık ve bükülmeler arasında aşınmış ve düzlenmiş alanların sivrilmesi ile meydana gelmiş oldukça yüksek dağlardır. Beluha Doruğu 4.506 m ile Altay Dağlarının en yüksek noktasıdır.

Dağların yüksek yerlerinde büyüklü küçüklü pek çok buz gölleri bulunuyor. Güneyindeki Marka Gölü ile kuzeyindeki dar fakat çok uzun olan Telezker Gölü bunlardan en önemlileridir.

Altaylar‘da bulunan verimli vadilerde sık çam ormanlarına rastlanır. Alçak yerler ekseriya step, daha yukarılar ise dağ çayırlıkları halindedir. Bunların üstünde ise her zaman kar ve buzla kaplı kayalık yüksek yerler bulunmaktadır.

Sibirya’nın maden bakımından en zengin yeridir. Altın yatakları oldukça fazladır. Bugün taşkömürü ve linyit yanında, demir, bakır madenleri çıkarılır ve endüstrisinde kerestecilik önemli bir yer tutar. On dokuzuncu asırda hayvancılık çok gelişmiş iken, bugün meraların azalması sebebiyle önemini kaybetmiştir. En çok beslenen hayvanlar; at, koyun ve sığırdır.

ALTAY ADI NEREDEN GELİYOR ?

Değişik Türk dillerinde Altantav, Altantağ, Altuntah, Altantak ve Altaytav olarak da söylenir. Moğolcada Altanavla veya Altanula olarak bilinir. Bozdağ ve Tazdağ sözcükleri yine bu dağı nitelemek için veya eşanlamlı olarak kullanılır.

Altay, Türklerinin inancında Altındağ, Gök Tengri’nin ikametgahı olan dağdır, gökyüzünde bulunur, Türk yurdunun ve devletinin enginliğini göz alıcılığını temsil eder.

Altın, Türk kültüründe hakanlık ve imparatorluk simgesidir. Altın madeni padişahı, gümüş madeni veziri, tunç madeni ise halkı simgeler. Altay dağları Türkler için o kadar büyük bir öneme sahiptir ki, akraba kavimlerden ayırmak için ikili bir sınıflandırma yapılır ve Ural kökenli soylar ve dilleri ile Altay kökenli soylar ve dilleri diye ayrılırlar. Ural dağları da Ugor kökenli kavimler için aynı önemi taşır.

ALTAY DAĞLARI’NIN TARİHİ GEÇİDİ: ERGENEKON

Rusya federasyonuna bağlı Kray ve Gorno Altay cumhuriyetlerindeki şehirler, köyler vadiler ve dağları aşarak TÜRK HALICILIĞININ DÜNYAYA YAYILDIĞI HEREKE İPEK HALISINA İLHAM KAYNAĞI OLAN Pazırık Kurganları ve Pazırık halısının bulunduğu Altay dağlarındaki Ergenekon vadisine gidiyoruz. Birçok tarihçi Ergenekon geçidinin burası olduğunda ittifak etmişlerdir. Ergenekon destanı ile ilgili bir çok şey yazılıp çizilmiştir.

İslam döneminde ilk kez tarihçi Reşideddin (1248-1313) Ergenekon destanından söz eder. Reşideddin, Camiü’t-Tevarih adlı eserinde MÖ 8. yüzyılda Moğollar ile Türkler arasındaki savaşta bütün Moğolların öldüğünü ve Negüs ile Kıyan adlı Moğol prenslerinin Ergenekon’a giderek orada çoğaldıklarını yazar. Düşman tarafından hile ile yenilgiye uğratılan Türklerin, Ergenekon Ovası’nda yeniden türeyip tekrar eski yurtlarına dönerek düşmanlarıyla çarpışmalarını ve Göktürkler‘in türeyişini anlatan bir Türk destanıdır.

Ergenekon Ovası’nda bir çok köy var. Yolumuz üzerindeki Ulağan ve Balaktugal köylerini geçiyoruz. Geçmiş dönemde Rus zulmünden kaçan Kazaklarda Kazakistan’dan kaçarak bölgeye sığınmışlar. Tıpkı asırlar önce Çin zulmünden kaçan Türklerin Ergenekon Ovasına sığındığı gibi.

ERGENEKON GEÇİDİ BİZİ SELAMLIYOR

Ovayı arkamızda bırakıp, tekrar Altay Dağları’na tırmanmaya başlıyoruz. Dağlar arasından geçerek geldiğimiz Ergenekon geçidi sisli ve puslu. Kar yağışı yüzünden etrafı göremiyoruz. Tam ayrılacağımız sırada kar yağışı duruyor ve sis açılıyor, sanki Ergenekon geçidi bizi davet edercesine, sizler uzaktan Anadolu’dan geldiniz sizlere kendimi gösterip manzaramı doya doya seyrettireceğim dercesine açılıyor. Sis ve dumanın dağılması ile muhteşem manzara ortaya çıkıyor. Yer yer göllerle süslenmiş vadi son baharın tüm güzelliğini de üzerinde toplayarak adeta bir tabloyu andıran muhteşem manzarasını cömertçe sunuyor bizlere…

ERGENEKON NEDEN GEÇİT VERMİYOR?

Bizim belgesel çekmek üzere çamurlu yollardan geçerek ulaştığımız Ergenekon geçidi Türklerin Ergenekon’dan çıktıktan sonra devletler kurduğu Hakas, Tuva, Orhon Vadisi,  Ötüken  bölgesi, Kırgızistan, Doğu Türkistan ve diğer Türk illerine çok yakın olmasına rağmen sağlıklı yol olmadığı için gidilemiyor.

Bu devletlere ulaşım, Altay Türkleri’in Bey Nehri dediği Bi nehri üzerinden küçük nehir araçları ile sağlanıyor.

Ergenekon geçidine veda edip geri dönerken, yolumuz üzerindeki Pazırık kurgan mezarlarının bulunduğu yere geliyoruz. Pazırık kurganları birçok dini, mitolojik, arkeolojik ve sanat tarihiyle ilgili kanıtlardan ötürü Hun Türkleri dönemine aittir.

HEREKE İPEK HALISINA İLHAM KAYNAĞI OLAN PAZIRIK HALISI’NIN TARİHİ

Bozkır kültüründe, genellikle üzerine toprak yığılarak yapılan karakteristik mezar yapılarına “kurgan” denir. Arkeolojik kazılar sonucunda bulunan Türklere ait en eski kurganlar Pazırık kurganı ve Noin-ula kurganıdır. Pazırık MÖ III. yüzyıla, Noin-ula ise MÖ I. yüzyıla tarihlenir. Pazırık kurganları 1929 yılında Rus arkeolog Rudenko tarafından keşfedilmiştir. Pazırık bölgesinin iklimi ve kurganların tamamen donmuş olması korunmasına katkı sağlamıştır.

1947-1949 yıllarında Sovyet Arkeolog Sergei Ivanovich Rudenko tarafından yapılan araştırma sonucunda Sovyet Altay’larının Pazırık bölgesindeki bir mezar odası içerisinde 40’a yakın kurgan bulunmuş ve bu kurganlar içerisinden tarihe çok önemli ışıklar tutan sanat eserleri çıkmıştır. Bu tarihi eserlerin büyük bir kısmı günümüzde Leningrad Ermitaj müzesinde sergilenmektedir.

Bu eserler arasındaki en tartışmalı eser ise 5. Pazırık kurganından çıkan Pazırık halısıdır. Pazırık halısı, bilinen en eski düğümlü halıdır ve esrarengiz bir şekilde keşfedilmiştir.

Arkeologlara göre halının M.Ö 2-3 ya da M.Ö 3-5. yy. da dokunmuş olabileceği kuvvetle muhtemeldir. Halının mucizevi bir şekilde günümüze kadar ulaşması ise mezar odası içerisine dolan suyun buzlaşması ve halının da buzun içerisinde kalmasıyla mümkün olmuştur. Halı 1.89×2 m ebatlarındadır. Üzerinde biniciler, süvariler, geyikler, sığınlar ve hayâli yaratıklardan griffon figürleri yer almaktadır ve çok sık dokunmuştur. Düğüm sıklığı da çok fazladır. Desimetrekaresinde 3600 düğüm bulunmaktadır.

Pazırık halısı tasarım, ölçü ve şekil bakımından Türkmen halılarına çok benzemektedir. Halının atkıları da çözgüleri de çok ince yündendir. Bütün bunlar halının eski Türk devletleriyle alakalı olabileceğini göstermektedir. Diğer mezar odası buluntuları ve Kök Türk yazısı ile yazılmış kelimeler de eserlerin Hun Türkleri ile bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Ayıca, Pazırık halısı Türk düğümü olarak bilinen Gördes düğümüyle dokunmuştur ki bu da devrine göre çok ileri bir teknik demektir. Pazırık halısı, Türklerin halıcılıkla ilgili çok eskilerden beri uzmanlaşmış olduklarını göstermektedir.

Hereke Halılarına ilham kaynağı olan 2500 yıllık Pazırık Halısı ile ilgili belgesel çekimizi tamamlayarak Altay Dağları’ndan ayrılıyor ve Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne bir dünya markası olan Hereke ipek halısı ile ilgili araştırmalar yapmak üzere, Kocaeli’nin Körfez ilçesindeki Hereke’ye gidiyoruz…

Binlerce yıllık geçmişe sahip Pazırık Halısı’ndan ilham alınarak Anadolu’da 36 değişik yörede dokunan Türk halılarının en nadide örnekleri, tarihi İpek Yolu’nun kavşak noktası olan bilim sanayi,  teknoloji,  tarih, kültür ve turizmde marka kenti Kocaeli’nin Hereke beldesindeyiz.

DÜNYA MARKASI EL SANATIMIZ: HEREKE İPEK HALISI

Ham madde olarak ipek, yün ve pamuk kullanılan Hereke halısı, Türkiye’de Kocaeli’ne bağlı bir kıyı şehri olan Körfez ilçesi sınırlarında bulunan Hereke’de üretilen halıdır. Hereke halısı, “pamuk iplik üzerine yün” ve “ipek üzerine ipek” olarak iki türlü dokunur. Hereke halıları patentler ile coğrafi olarak tescillidir ve kalitesi 60×60 olarak adlandırılır. İpek halılarda ise dm²’de 10.000 ilmek olur, kalitesi 100×100 olarak adlandırılır. Her ne kadar daha sık dokunmuş halılar olsa gerçek Hereke halılarının standartları budur. Hav yükseklikleri ise ipek halılarda 1,5-2,0 mm yün halılarda ise 4,0-5,0 mm arasındadır. Hereke halıları sık dokunduğu için desenler de oldukça ayrıntılıdır.

Patentler ile coğrafi olarak tescilli olan Hereke halıları, Türk düğümü (çift düğüm veya Gördes düğümü) ile dokunduğu için İran halılarına (tek düğümlü veya sini düğüm) göre çok daha fazla dayanıklıdır. Hereke halıları ilk dokunduğu dönemler de dahil bugüne kadar İran halı desenlerinden hiç etkilenmemiş olup, saray nakkaşlarının özgün tasarımları ile hayat bulmuştur. Bu halının en çok bilinen ve klasik olmuş olan deseni “Yedi Dağın Çiçeği”dir. Fakat bununla beraber “burucie” ve “polonez” gibi çok güzel desenleri de vardır.

Hereke halısını İran halılarıyla kıyaslarsak ancak binlerce dolarlık Bidjar halısı Hereke kadar olmasa bile emsali sayılabilir. Hav yüksekliği ve kesim şeklininde kaliteyi etkilemekte olup, gerek dokuma şekli, gerekse desen ve renk çeşitliği ve sert bir halı olması Hereke halısını her zaman öne çıkarmaktadır.

HEREKE’DE HALICILIK

Osmanlı’da ilk özel teşebbüs sanayii kuruluşları olarak Hereke halı fabrikalarının tarihimizde önemi büyüktür. Özel müteşebbisler tarafından kurulan ilk sanayi kuruluşu Hereke’de halıcılık sektöründe başlamıştır. Daha sonra bu fabrikalar devletleştirilmiştir. Kısaca Hereke Fabrikası ile ilgili şu bilgiler verilebilir: Hereke fabrikası, Ohannes ve Bogos Dadyan kardeşler tarafından 1842-1844 yıllarında kuruldu ve 1845 yılında ülkenin ilk özel dokuma fabrikası olarak faaliyete geçti. Faaliyete geçtiği 1845 yılında fabrikanın yönetimi ve mülkiyeti Osmanlı Devleti’ne devredildi.

Başlangıçta bez ve ipekli kumaş üretiminin planlandığı fabrikada, Avrupa ülkelerinden ithal edilen makinelerle beraber üretim alanı genişledi. 1891 yılında 100 halı tezgahı bulunan yeni bir bölüm açıldı ve halı üretimine geçildi. 1905’ten itibaren ise ürün çeşitliliği artırıldı ve fes, perde, fanila gibi birçok alanda üretime geçildi. Fabrika ürünlerindeki kalitenin piyasada kabul görmesi sonucu 1846’da Hereke markası tescil ettirilerek koruma altına alındı.

Sultan Abdülmecid’in Dolmabahçe Sarayı’nı dünyanın en iyi halılarıyla döşeme fikri üzerine, 1891 yılında halı üretimine geçildi. Dolmabahçe Sarayı’nın bahçesinde “Hereke Dokumahanesi” adında bir halı dokuma atölyesi açıldı ve Hereke’deki bu fabrikadan halı dokuma ustaları getirildi. Dolmabahçe Sarayı’nda bulunan Hereke halıları bu atölyede ve Hereke’deki fabrikada dokunan halılardır. Bu halılar sadece saray için dokunmuş, bu desen ve halıların başka bir yerde kullanımı yasaklanmıştır.

Beylerbeyi Sarayı’nda bulunan geniş boyutlu halılar, koltuk ve perde yapımında kullanılan kumaşlar yine bu fabrikada dokundu. Ayrıca, Çırağan Sarayı’nda on üç oda ve bir sofa  da Hereke kumaş ve halılarıyla döşendi.

1894 senesinde Hereke’yi ziyaret eden Almanya İmparatoru Kaiser Wilhelm II beraberinde getirdiği kimyasal boyalar ile halıların dokumasında kullanılan teknolojinin gelişmesine katkıda bulunmuştur. O dönemde Kaiser’in konakladığı köşk halen müze olarak korunmaktadır.

Türkiye’de 1923 yılında Cumhuriyet kurulmasının ardından lüks halı üretimi savurganlık olarak görüldüğünden 1950’li yıllara kadar Hereke halısı üretimi ihmal edildi. 1950’li yıllarda usta dokumacıların katkılarıyla Hereke halı dokumacılığı bir sanat kolu olarak tekrar değer kazanmış olup, tamamı el dokuması olan halılar günümüzde işçiliği ve sanat değeriyle kabul görmektedir.

Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1925’te Maliye Bakanlığı’na, 1933 yılında ise Sümerbank’a devredilen, 1995 yılında ise Sümerbank’ın özelleştirilme çalışmaları sırasında TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı’na devredilen Fabrika, hâlen Cumhurbaşkanlığı Millî Saraylar İdaresi ne bağlı olarak müze-fabrika şeklinde halı ve kumaş üretimine devam etmektedir.

SANAYİ TARİHİNDE HEREKE HALISI

Osmanlı’da İlk Özel Teşebbüs Sanayi Kuruluşu Hereke Fabrika-i Hümayun

Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Kocaeli’nin Gebze ilçesi, Tütünçiftlik’ten Tuzla’ya kadar olan bölgeyi kapsamaktaydı. Osmanlı’dan Cumhuriyete, sanayi tarihimizde çok önemli yere sahip olan Hereke, Körfez ilçesi kuruluncaya kadar yıllarca Gebze ilçesine bağlı nahiye merkeziydi. Osmanlı’da ilk özel teşebbüs olarak kurulan sanayi kuruluşu Hereke bölgesinde gerçekleşmişti. Bu konuda yapılan bir çok araştırma, kitap, makale  ve  tezlerde şu bilgilere yer verilmekte;

Osmanlı dokuma sanayiinin ilk büyük fabrikalarından biri olan Hereke Fabrika-i Hümayunu, Sultan Abdülmecid döneminde İzmit Çuha Fabrikası’nın yapımı için vazifelendirilen Ohannes Dadyan tarafından, 1843 yılında Hereke’de kurulmuştur. Başlangıçta 50 pamuklu ve 25 ipekli tezgâh ile faaliyete geçen fabrika, ipekli doku- malarının kazandığı rağbet üzerine, 1850 yılında ipekli kısmına 100 adet el tezgâhı ilave olunarak genişletilmiştir. Fabrika ilk faaliyete geçtiği yıllarda önemli zararlarla karşı karşıya kalmıştır. Fabrikanın bu ilk kuruluş yıllarındaki zararın önemli bir nedeni, yaşanan kalite sorunları yanında, üretim kapasitesinin düşüklüğü idi. Nitekim fabrikada ilk aşamada 40-50 tezgâh mevcuttu ve yapılan hesaplamalara göre fabrikanın verimli çalışabilmesi için 100 tezgâhlık bir kapasiteye ulaşması gerekmek- teydi. Gerçekten de yıllık üretim kapasitesinin arttırılmasından sonra, 1852’den iti- baren fabrika kârlı hale gelebilmiştir. İlerleyen yıllarda üretim arttıkça kâr tutarı da artmaya devam etmiştir. Üretim kapasitesinin arttırılması çalışmaları kapsamında yeni bir fabrika binası da yapılarak hizmete açılmıştır. Kâgir yapıdaki yeni fabrika binası için sarf edilen meblağ 1851 yılı itibariyle 339.813 kuruştur.

Sultan Abdülmecid döneminde sarayların tefrişi ve saray halkının ihtiyaçları için faaliyet gösteren Hereke Fabrika-i Hümayunu, Sultan Abdülaziz döneminde piyasa- da satılmak üzere ipekli dokuma üretimine de başlamış ve bu gaye ile kapalı çarşıda bir satış mağazası açılmıştır. Devlet yönetiminde işletilen fabrikalar için öncü sayılabilecek bu doğrudan perakende ticaret girişimi, yaşanan bürokratik zorluklar nedeniyle iki yıldan az bir süre içinde, 1875’te sona ermiştir. 1878 yılında geçirdiği yangında ciddi hasar gören ve üretimi durdurulan fabrika, bir süre atıl kalmış̧ ve an- cak 1881 yılında hazırlatılan keşif raporu doğrultusunda başlatılan onarım faaliyet- lerinin tamamlanmasıyla birlikte 1882 yılında yeniden faaliyetlerine başlamıştır.

Hereke Fabrikası’nda halı üretimine de başlamak için, kuruluş tarihinden itibaren çeşitli girişimlerde bulunulmuş ancak bu ilk girişimler başarılı olamamış ve istikrarlı bir halı üretimi faaliyeti gerçekleşememiştir. Hereke’de ilk defa halı üretimine bir rivayete göre 1883 bir diğer rivayete göre ise 1891 yılında, Abdülhamid tuğrası ile yapılan Halıhane’de yüz yeni tezgâhla başlandığı belirtilmektedir. Halı desenlerinde geleneksel Osmanlı halıcılığında bir dönüşüm sayılabilecek yeniliklerle, bir Hereke üslubu oluşturulmaya çalışılmıştır. Halı üretimine geçildiği yıl Hereke Fabrika-i Hümayunu’nda aynı zamanda ipek mendil ve işleme dairesi, ipek fanila ve iç giysi dairesi ve ipekli dokuma dairesinin çalışır durumda olduğu bilinmektedir. Yine bu tarihlerde boyahane ve kumaş perdah makineleri imparatorluk sınırları içinde yal- nızca Hereke Fabrika-i Hümayunu’nda bulunmaktadır. Ayrıca Fabrika-i Hümayun ile birlikte Hereke’deki kamu hizmeti veren müessese ve yapılar da artmış̧, fabrikanın hemen yanına inşa edilen 100 yataklı hastaneden sonra, cami, rüşdiye mektebi ve köşk ile rüsumat, Duyun-u Umumiye ve Telgrafhane binaları inşa edilmiştir.

Eldeki bilgilere göre, bu tarihlerde özellikle ipekli dokumalarda büyük gelişmeler elde edilmiş ve üretim saray çevresinin ihtiyacının üzerine çıkarılmıştır. Bunun verdiği imkânla 1894 yılında Hereke ipekli dokuma, halı ve battaniyelerinin İstanbul’da satışı için (Zaptiye Caddesinde) yeni bir mağaza daha açılmış ve bu mağaza uzun yıllar faaliyet göstermiştir. 1900 yılına gelindiğinde Hereke’de halı dokuma işi artık tutunmuştu ve halı için gerekli iplik Karamürsel’deki devlet fabrikasından sağlanmaktaydı. Fabrika gelişimini ve ürün çeşitliliğini 20. yüzyılın başında da sürdürmüş, 1902 yılında çuha, şayak ve iplik bölümü faaliyete girmiş, 1905’te yünlü dokuma işleri ve 1908’de fes bölümü üretime başlamıştır. Faaliyete geçtiği 1843 yılından itibaren Osmanlı dokuma sanayiinin en önemli kurumu olarak faaliyet gös- teren ve ürünleriyle İmparatorluk yaşantısının son yüzyılını belirleyen Hereke Fab- rika-i Hümayunu, kuruluşundan bir süre sonra Avrupa’da da prestijli bir markaya dönüşmüş ve uzun yıllar boyunca Avrupa’daki birçok uluslararası sergide ödüllere layık görülmüştür.

1913 sanayi sayımları kapsamında, ipek dokumacılığı alanında 5’i Bursa’da ve 1’i Hereke’de olmak üzere muharrik güç kullanan toplam 6 müessese tesbit edilmiştir. Bu 6 müessesede toplam olarak 229 beygir gücünde 12 muharrik güç bulunmaktadır ve bunun %65,4’ü tek başına Hereke Fabrikası’na aittir. Savaş nedeniyle ipek sanayiinin büyük bir buhrana uğradığı 1915 yılında diğer 4 müessesede faaliyetler durmuşken, üretime devam edebilen iki müesseseden biri de Hereke Fabrikası’dır. 1917’de yünlü dokuma tezgâhlarının sayısı 20’den 50’ye çıkartılarak üretim arttırılmış ve kadın işçilerin çalıştırılmasına başlanmıştır. Fabrika 1910’larda 149 HP gücündeki buhar makinesinin yanında, yalnız burada bulunan boyahane ve perdaht makineleri ile Osmanlı İmparatorluğu’nun en modern tekstil kuruluşu durumundadır.

Kaynak:  Bekir Ayan Araştırması www.gebzegazetesi.com

***

EL EMEĞİ GÖZ NURU… HEREKE İPEK HALI SANATI…

Türk el sanatları içerisinde çok önemli yeri olan Hereke İpek Halıları, yakın bir geçmişe kadar özellikle gençler tarafından dokunan ve Cumartesi günleri Hereke’de kurulan halı pazarında dünyanın birçok ülkesinden gelen turistlere satılarak gençlere çok önemli ekonomik katkı sağlıyordu. Aynı zamanda, genç kızlar ve ev hanımları köylerde ve diğer bazı illerde bu halıları dokuyarak el sanatlarımızın tanınmasında gençlere öğretilmesinde önemli katkılarda bulunuyorlardı.

Hereke İpek halıcılığı 1890’larda el sanatlarımız açısından dünyada Uluslararası sertifika ve patente sahip olarak Türk El halıcılığı sanatını dünyanın birçok ülkesine duyurmuştu. Ancak, zamanla bu el sanatına ilgi zayıflamış ve bugün neredeyse yokolacak noktaya gelmişti.

Bugün özellikle Çin ve Hindistan’dan Hereke adıyla gelen halılar sebebiyle, Türk el sanatları içerisinde çok önemli yeri olan, özellikle genç nesle büyük ekonomik katkı sağlayan Hereke İpek Halıcılığı yok olmanın eşiğine gelmiştir. Halıcılık sanatımızı yeniden canlandırmak ve gençlere sevdirmek için çalışma yapmak gerekmektedir.

HEREKE HALISI’NA ULUSLARARASI ÖDÜL

Tarihi Hereke Halı ve Kumaş Fabrikası, hâlen Cumhurbaşkanlığı Millî Saraylar’a bağlı olarak müze-fabrika şeklinde halı ve kumaş üretimine devam etmektedir. Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı,  Hereke İpek Halıcılığı’nın gelişmesi için büyük çaba sarfetmekte, Hereke’de Tarihi Fabrikayı Humayun binasında Hereke İpek Halı Dokumacılığı’nın tarihini yaşatacak bir müze açmak için çalışma yapmaktadır.

Rekorlar ve Ödüller

Hereke halı fabrikasında dokunan halılar çeşitli ödüller kazanmıştır :

• 1910 Brüksel

• 1911 Torino

• 1894 Lyon

Tarihi Hereke Halı ve Kumaş Fabrikasında dokunan halılar Japonya, Rusya, Almanya, İngiltere ve ABD gibi çeşitli krallık ve hükümetlere hediye olarak da gönderilmiştir.

Hereke’de, Nuray Kıvanç tarafından 5 senede dokunan ve “Dünyanın en ince halısı” rekorunu elinde bulunduran ipek halının cm karesinde tam 1024 ilmik bulunmaktadır. Bu halı  çeşitli sergilerle dünyanın birçok yerinde sergilenmiştir.

HEREKE HALISININ KALİTESİ

Ne yazık ki günümüzde kullanılan yün kalitesi geçmişteki halılarda kullanılan yün kalitesine göre oldukça düşüktür. Bunun en önemli nedeni eskiden tamamen canlı hayvan yünü kullanılıyor iken günümüzde kesilmiş hayvan yünlerinin kullanılmasıdır. Ayrıca boya kalitesi ve kırkım mevsimlerine uyulmaması sebebiyle, kullanılan yünlerin eskilere göre daha mat renge sahip olmasıdır. Ancak, günümüzde özellikle Sümerhalı’nın ürettiği yünlere, yapağı boyanmadan önce özel bir apre ile güve yemez özelliği verildikten sonra boyama işleminin yapılması sayesinde halının dayanıklılığını ve kalitesini arttırılmıştır.

Bunun haricinde, Isparta yöresi, Sivas (Sivas Cezaevi halısı da Hereke halısıdır) ve Diyarbakır’da da halı dokunur. Bu tezgahlarda dokunan halılar Isparta Sümer halı fabrikasında özel hav makinelerinde uygun yükseklikte kırkılır, yıkanır, arka yüzleri alevle fazla uzunluklardan temizlenir ve kalitelerine göre sınıflandırılır ve piyasaya verilir. Hereke halısı alırken arka yüzünde atkı ve çözgüden yün fışkırmamış olmasına, desenin kaymamış olmasına dikkat edilmelidir.

HALI’YA ADANMIŞ BİR ÖMÜR:

HEREKE HALISININ TÜRKİYE’NİN TANITIMINA KATKISI

Türkiye’nin önemli rehberlerinden uzun yıllar yurt dışında kalan ve 50 yıldır kendisini Türk halıcılığı ve İpek Halının gelişmesine adayan Aydın Eroğlu, www.gebzegazetesi.com‘da yayınlanan yazısında şu bilgilere yer veriyor;

Benim ismim Mehmet Aydın Eroğlu. Ben Turizm Bakanlığımızın (o zamanki adı) 1967 yılı mezunu Profesyonel Rehberiyim. 48 yıl önce başlayan bu çalışmalarım zaman içinde çeşitli acenteleri temsilen yurdumuza gelen kurvaziyer gemilerinde 60 defa konuşmacı olarak İtalya-Yunanistan- Türkiye arasında görev aldım. 1973 yılından beri İstanbul Nuru Osmaniye Kapalı Çarşısında Türk halılarımızı anlatan kurslar yaptım. Benimle ilgili yayınladığım 25 adet DVD’ye, http://www.aydinturizmcidusunceokulu.com/video/1/a-guided-tdur-of-istanbul-29-10-2010 ulaşabilirsiniz. Bana konumuz hakkındaki düşüncelerim sorulduğu vakit bende 43 yıl emek verdiğim el halılarımız açısından bazı önemli satır başlarını yazmak istedim;

BEYAZ SARAYDAKİ HEREKE HALISININ HİKAYESİ

Beyaz ev müzesi isimli Amerika’nın bir web sayfasında önemli bilgi ve fotoğraflar yer alıyor. Bilgiye göre Hereke halıları Beyaz Saray’ın Yakut odasında halen kullanılıyor. Verilen bilgiye göre bu halı 1860 tarihinde Beyaz Saray’ın Vermeli isimli salonuna konulmuştur. Halı açık yeşilimsi tonlarda olup yaklaşık olarak 7mX9m=63m kare ebadındadır. Bizdeki mevcut bilgiye göre 1843 te Padişah Abdülmecit tarafından açılan fabrikada kumaş üretimi yapılmış ve halı bölümü 1891de Sultan 2. Abdülhamid zamanında yapılan ilave ile devreye sokulmuştur. Bugün bir dünya markası olan Hereke halıcılığı halen ancak saf ipek olarak üretilmektedir. Yün pamuk Hereke ise yurt dışında yaptırılmaktadır. Bilhassa Çin’de makina ipek Halısı Hereke adı ile Dünya’ya satılmaktadır. Bu durum Hereke adını literatürden silmeye kadar gidebilir. Bu bilgilerin doğrultusunda kaybedilecek zaman yoktur zira herhangi bir malı Dünya Markası yapmanın maliyeti ortadadır. Misal Türk Hava Yolları yaptığı inanılmaz çaba ile dünya dördüncüsü ve son beş yılda Avrupa’nın en iyi havayolu nasıl olabildiği ise bizlerin dedelerimizin emekleri ile yücelttiği ve marka yaptığı Hereke halılarımıza ihanet etmemizin bedelini bizden mutlaka soracaklardır. Hala ipek olarak Dünya’nın en ince halıları Here ke ipek halılarıdır. Üç sene evvel cm. karede 44X44=1936 Düğüm olan halının resmi bende mevcuttur. Bu dünya rekorunu tescil ettirmek bizlere düşmez mi? Konuyla ilgili fotoğraf ve bilgilere; http://www.whitehousemuseum.org/floor0/vermeil-room.htm  sitesinden ulaşabilirsiniz.

TÜRK-ALMAN DOSTLUĞUNDA HEREKE İPEK HALISININ KATKISI

Küresel Global seans politiğin çeşitli uygulamalarına şahit olduğumuz günümüzde artık herhangi bir ülkenin çıkarlarımız açısından ihmal edilebilir olma lüksümüzün olmadığı kanaatindeyim. Hele bu ülke Almanya olursa. Bir taraftan bu ülkenin AB’nin lokomotifi olması ve yanında 2017 de devreye girmesi beklenen Transatlantik Serbest Ticaret antlaşmasının bizim AB ile yapılmış olan Gümrük Birliği antlaşmasına getireceği olumsuzluklar nedeni ile bu günlerde milletçe paylaşmamız gereken bilgiler olduğu kanaatindeyim.

ALMANLARIN İPEK HALI HAYRANLIĞI

1-Dünyada Türk el halılarını tarihsel gelişimi içinde en yakından takip eden ve değer veren millet Almanlardır. Misalen kıymetli halılarımız bugün dünya müzelerinde sergilenmektedir. Bizim müzelerimizde bir adet olan bir halıdan Alman müzelerinde on tane vardır ve peki bu bire on fark nereden kaynaklanmaktadır?

2- 1905 yılında Konya gezisi esnasında Alaattin camiindeki halılar üzerinde yürürken devrin Alman Büyükelçisi hemen bu halıları yerden kaldırın ve duvara asın demeseydi bugün İstanbul İslam Eserleri müzesinde sergilenen 18 adet Selçuklu halımız elimizde olmayacaktı.

3-Rusların 1878 Ayastafanos antlaşması ile Yeşilköy’e kadar gelen düşman askerlerini limanda demirli İngiliz donanmasına ait gemilerin komutanının ikazı durdurmuştur. Kıbrıs adasındaki İngiliz üssü ve adanın onların kontrolüne geçişi böyle başlamıştır.1875 teki Avrupa’nın hasta adamı Osmanlı bugün bu titrini krizin bizleri teğet geçmesi sayesinde elhamdülillah komşusuna ihraç etmiş durumdadır. Bir yandan borç öderken maalesef kızıl sultan diye nesillere pazarlanan rahmetli 2.ci Abdülhamid Han denge politikaları kurmak için Almanya ile yakın bir ilişki kurmuştur.

4- Bu meyanda Kayser 2.ci Wilhelm üç defa Osmanlı’yı ziyaret etmiş ve bir Alman olarak Hereke halılarımıza yakın ilgi göstermiş dokuyan kızlarımızın çalışmalarını izlemiş sultan da kendisi rahat etsin diye hem onu Şale Köşkünde ve Hareke’deki köşkte ağırlamıştır. Bu ilginin sonunda bugün Sultanahmet meydanındaki Alman Çeşmesi 1908 tarihinde Alman İşçiler, altın mozaikler ve Alman mermeri kullanılarak yapılmıştır. Bir çok Hereke halımız bu dönemde Kayser tarafından Almanya’ya götürülmüştür.

5- Sirkeci Tren İstasyonu 1876 da bir Alman mimar tarafından bir Alman Bahnhof’u tarzında inşa edilmiştir.

6-Beni derinden üzen bir Dünya markası olan halıcılığımızın bugünkü durumudur. Yeniden bir dirilişe ihtiyacımız vardır.     

Kaynak: Aydın Eroğlu – www.gebzegazetesi.com ve İlim Kültür Tarih  Araştırmaları  Merkezi (İKTAV) Kütüphanesi  

HEREKE HALICILIĞINI 4 KUŞAKTIR  YAŞATAN BİR AİLE:

SANATIN ZİRVESİ DÜNYA MARKASI HEREKE İPEK HALISI

Yazan: Erhan Ör (Hereke Han Halıcılık)

Hereke’de halıcılığa ilişkin ilk çalışmalar, 1891 yılında Hereke Dokuma Fabrikası’na Gördes, Demirci ve Sivas’tan getirtilen ustalarla başladı. Bu ustalar çevre köylerde bu sanatı öğretti ve halıcılık kısa sürede yaygınlaştı. Saray halıları ve yabancı devlet adamlarına armağan edilecek değerli halılar burada dokunmaya başladı. Özellikle 1943’ten sonra Hereke halıcılığında büyük bir canlanma görüldü. Önceleri Gördes, Demirci türü halılar dokunurken daha sonra Uşak, Gördes, Bergama ve Saray halıları örnek alınarak özgün motifler oluşturuldu.

Hereke asıl ününü ipek halılarla yapmıştır. Bursa ipeğinden dokunan bu çok değerli halılar yurtiçinde ve yurtdışında kolaylıkla alıcı bulmuşlardır. İpek Hereke halılarında santimetre karede ortalama 100 düğüm bulunur. Çok ince ve çok değerli olan bazı halılarda santimetre karedeki düğüm sayısı 400’ü geçmektedir. Bu halılarda gül, karanfil, lale, erik ağacı motifleri çoğunluktadır. Kimi halılarda çerçeve içine alınmış eski harfli yazılara ya da çiçek motifleri arasına yerleştirilmiş hayvan motiflerinden oluşan değişik kompozisyonlar da bulunur. Hereke halıları büyüklüklerine göre küçük yastık (25×40 cm.), yastık (60×90 cm.), seccade (120×180 cm.), karyola (150 x225 cm.), kelle (200 x 300 cm.) gibi değişik adlar almaktadır.

1970’li yıllarda özel sektörün ipek halıya yatırım yapmasıyla hızlanan sektör 1980’li yıllarda zirveye varmıştır. Fakat 1990’lı yıllarla birlikte gerek bazı kişilerin işin sanat yönünü bırakıp sadece para yönüyle ilgilenmesi, gerekse yurtdışında dokunan kalitesiz halıların Hereke halısı adı altında piyasaya sürülmesiyle halıcılık sektöründe belli bir gerileme söz konusudur.

Sanatın doruğa eriştiği nokta: HEREKE HALILARI

Atalarımızın büyük önem verdiği bir halk sanatı halıcılık. Geçmişten günümüze özenle yaşattığı bir sanat. Dünyada bilinen ilk el halıları Orta Asya’da Türkler tarafından dokunmuştur. Bu halıların günümüze kadar ulaşabilmiş en eski örneğinin MÖ 6-5. yüzyıllarda yapılmış olduğu ve halen Leningrad müzesinde saklandığı bilinmektedir. Orta Asya’nın kurak bölgelerinden batıya göç eden Türkler, kültürlerini, sanatlarını, folklorlarını da yanlarında taşımışlar ve yeni yerleştikleri bu verimli topraklarda yeni motiflerle, yeni renklerle geleneksel olan bu halk sanatlarını daha da zenginleştirmişlerdir.

Günümüzde 36 değişik yörede dokunan Türk halılarının en nadide örnekleri tarihi ipek yolu üzerinde yer alan İstanbul’un 65 km. doğu uzantısındaki sahil kasabası Hereke’de hayat bulmuştur. 1843’te dönemin padişahı Sultan Abdülmecit tarafından kurulan Hereke Fabrika-i Hümayun ‘undan günümüze dek, Hereke halısı, kalitenin ve görkemin simgesi olma özelliğini sürdürmüştür. Hereke halıları, geleneksel Anadolu halıcılığının yüzyılımızdaki sentezidir. Geçmişte Dolmabahçe, Yıldız, Beylerbeyi ve daha bir çok görkemli sarayımızın bütün halıları ve döşemelik kumaşları Hereke’de dokunmuştur. Saf İpekten veya pamuk çözgülük üzerine yünden dokunan Hereke halıları için İmparatorluğun dört bir yanına haber salınmış; birbirinden yetenekli desinatörler, çiniciler, tesbihçiler, dokumacılar saraya çağrılmış; ve yoğun bir çalışmayla devrin bu estetik ustaları birbirinden güzel motifler tasarlamışlardır. Hereke halılarında, sanatının her dalında doğayı kucaklayan Osmanlı toplumunun bu özelliklerini gösteren motifleri ve diğer geleneksel sanatlarımız da olduğu gibi tasavvuf kültürümüzden gelen sonsuzluk temasını bulmak mümkündür. Desenler, sonsuzdan gelirmişçesine bordürden halıya girmekte ve tekrar öteki bordürden sonsuza doğru gidercesine kaybolmaktadır. Hereke halılarında başta lale, goncagül, yaprak, karanfil, sümbül, badem, çiçek buketleri olmak üzere ikiyüzden fazla çiçek motifi kullanılır; ve bu motifler bir araya gelerek eşsiz desenler oluşturur. Bir çiçek cümbüşüne dönüşmüş Hereke halılarına her dokunuşta bir çiçek yumuşaklığı; üzerinde her gezinişte bir gülistan ferahlığı hissedilir.

Dünya halı experlerinin kalitesini hayranlıkla dile getirdikleri Hereke halılarına, dokunuş tekniği ve malzeme kalitesiyle diğer pek çok halı üreticisi yabancı ülkelerce gıpta edilmiş ve her ne kadar kalitesine ulaşamamışlarsa da, desenlerini kendi ürünlerine yansıtmaya çalışmışlardır. Günümüzde Avrupa ve Amerika gibi, el halılarının büyük miktarda alıcı bulduğu pazarlarda Hereke halılarının kopyalarını dahi görmek mümkündür. Bir çok halı üreticisi ülkelerce kopyalanmaya çalışılan Hereke halıları, kopyalanamaz özelliğini sadece desenlerinden değil; Bursa ilimizin yemyeşil ve tazecik dut yapraklarıyla beslenmiş ipek böceklerinin kozalarından elde edilen dünyanın en yüksek kalitesindeki filatör ipeğinden de almaktadır.

Bıkmadan, usanmadan metrekaresine bir milyon çift düğüm atılarak yaklaşık on ayda dokunan Hereke halılarının her aşaması kendine has bir takım teknik özellikler ve çalışmalar da gerektiriyor. Hereke ve civarında yeteneklerini ve bilgilerini nesillerinden alan genç kızlarımızın dokudukları, dokurken de ayrılığı ve kavuşmayı; acıyı ve sevinci; hasreti ve sevgiyi; dileklerini ve özlemlerini her bir ilmeye işledikleri halıların orijinal olma özelliği ancak bu yörede dokunan halılara ait kalıyor. Dokudukları halılara bir de eski dilde geleneksel olarak yazılmış Hereke imzasını da gururla atıyorlar. Bu çalışma da ancak bu el sanatının küçük yaşlarda öğrenilmesiyle başarılıyor. Dört nesildir aile geleneğini sürdüren ” Ör Kardeşler ” ” Han Halı ” imzasıyla, renk ve motif özgünlüğüyle dünya pazarında yerini almış Hereke halılarının bu haklı övgüsünü geleceğe taşıyorlar. Dün atalarından dedelerinden aldıkları mesleki becerilerini, bugün, bütün incelikleriyle gelecek nesillere aktarmaya kararlılar. İmal ettikleri eserlerini, Hereke kasabasının merkezindeki görülmeye değer bir sanat evi itinasıyla düzenlenmiş butiklerinde, sanatseverlere sunuyorlar.

Yedi Dağın Çiçeği, Badegül, Kırçiçeği, Binbir Çiçek, Lalezar, Kristal, Karpuzlu, Zümrüt-ü Anka, Çeşm-i Bülbül, en meşhur desenleri olarak yerini almıştır Hereke halısının tarihinde. Her desen, her motif bir simge olmuştur. Örneğin, Yedi dağın çiçeği…. yedi tepe üzerinde kurulu İstanbul şehrinin çiçeklerini; lale, sevgi ve barışı; sümbül, aşkı; beyaz gül, sevgiyi; yabani gül, hasreti anlatmıştır genç kızların elleriyle dokudukları halılarda. Kırmızı ve lacivertin geleneksel olduğu halılarda motif renkleri olarak çok zengin bir renk ahengi ilk bakışta göze çarpmaktadır. Her halıda otuzu aşkın rengin ahenkle dans edişinin uyumudur bu…

Haydarpaşa Garı’ndan bir saatlik tren yolculuğuyla varabileceğiniz Hereke kasabası büyük şehrin gürültüsünden kaçıp doğayla, tarihle, sanatla kucaklaşmak isteyen kültür hayranları için ideal bir mekan. Geleneksel el sanatının doruğa eriştiği bu güzel beldemiz, kıyı şeridinde sıralanmış çay bahçeleri, balık lokantaları, parkları ve sıcacık insanlarıyla görülmeye değer. 

Kaynak: www.herekeli.com / Erhan ÖR

MECLİS ARŞİVİNDE BİR BELGE

KOCAELİ MİLLETVEKİLİ TAHSİN TARHAN’IN HEREKE İPEK HALISI İLE İLGİLİ TBMM’YE VERDİĞİ YAZILI SORU ÖNERGESİ’NE DÖNEMİN  BİLİM TEKNOLOJİ VE SANAYİ BAKANI FARUK ÖZLÜ TARAFINDAN VERİLEN CEVAPLAR

SORU ÖNERGESİ:

Hereke İpek Halısı, 132 yıl önce 1885 yılında bir uluslararası sertifika ile marka olarak tescillenmiştir. Hereke İpek Halıları, tarihi pek çok mekanda eşsiz görüntüsü, dayanıklılığı ve özgün hali ile yer almıştır. Yıpranmayan, sökülmeyen ve eskimeyen yapısı ile yıllar önce bir marka haline gelmiş olan Hereke İpek Halıları, binlerce ailenin geçim kaynağı olmuştur.

Ancak son 20 yıl içinde, özellikle Çin ve Hindistan’dan ithal edilen, üstelik bir hayli kalitesiz halılar, Kocaeli’nde bu sektörün giderek gücünü yitirmesine yol açmıştır. Osmanlı’dan günümüze kalan, önemli bir kültürel değerimiz olan Hereke ipek halıları, ithal halılarla rekabet edemeyince, Kocaeli’nde halı tezgahlar kapanmıştır.

Hereke İpek Halılarının bölgeye sağlayacağı hareketlilikle, ekonomi ve ihracata önemli katkılar sunulacaktır. Böylece ipek halıcılığının yanında, tekne turları da düzenlenen bu şirin belde yok olmaktan kurtulacaktır.

Bu çerçevede;

Soru 1- Hereke İpek Halılarının coğrafi işaret olarak tanımlanması için şimdiye kadar yapılmış bir başvuru bulunmakta mıdır?

Soru 2- Uluslararası sertifikası olan Hereke İpek Halıları bir Türk Markası olarak tescil edilmiş midir?

Soru 3- Bu ve bunun gibi kültürel miraslarımıza sahip çıkılması ve bu alanda çalışma yapmak isteyen müteşebbislerin öncelikli olarak desteklenmesi için Bakanlığınız bünyesinde oluşturulmuş ayn bir fon bulunmakta mıdır?

Soru 4- Uluslararası alanda da büyük beğeni topladığı araştırmacılar tarafından da tespit edilerek çok defa dile getirilmiş olmasına rağmen bu konuda şimdiye kadar uluslararası bir pazar oluşturulması için bir çalışma yapılmamasının nedeni nedir?

Soru 5- Kocaeli, sanayi ve ekonomiye sunduğu katkıların yanında tarihsel dokusu ile de ön plana çıkmaktadır. Bu anlamda ilk üretimlerin yapıldığı makine, teçhizat ve tezgahların sergilenebileceği bir Bilim, Teknoloji ve Sanayi Tarihi Müzesi kurulacak mıdır?

CEVAPLAR:

Cevap 1 – Hereke İpek Halıları ile ilgili olarak üç adet tescilli coğrafi işaret bulunmakta ve bunların her üçü de 01.09.1996 tarihinden bu yana coğrafi işaret olarak korunmaktadır. Söz konusu coğrafi işaretler; Hereke İpek Halısı, Hereke Yün İpek Halısı ve Hereke Yün El Halısı’dır. Bu üç tescil aynı zamanda, ülkemizdeki ilk üç coğrafi işaret tescili olma özelliğini de taşımaktadır.

Cevap 2 – “Hereke” ibaresi 10.03.1992 tarihinden geçerli olmak üzere Sümer Holding A.Ş. adına halılar için ticari bir Türk markası olarak tescil edilmiştir. Sümer Holding halen hem ulusal hem de Avrupa Birliği ve ABD bazında “Hereke” markasının sahibidir. Bunun dışında çeşitli firmaların, kendi oluşturdukları markaların yanında “Hereke” ibaresine de yer vererek tescil ettirdikleri ticari markalar da mevcuttur (Hanedan Hereke ve Tat Hereke gibi).

Cevap 3 – Bakanlığımız bünyesinde bu kapsamda ayrı bir fon bulunmamakla birlikte 1O Ocak 2017 tarihi itibariyle yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile coğrafi işaret tescil ücretleri önemli oranda düşürülmüştür. Daha önce binlerce lirayı bulabilen ilan masrafları, ilan yönteminin değiştirilmesi ile ortadan kaldırılmıştır. 2017 Ücret Tebliği ile coğrafi işaret başvuru ve tesciline ilişkin tüm ücretler önceki yıldan daha düşük hale getirilmiş ve müteşebbislerimiz bu şekilde desteklenmiştir.

Cevap 4 – El halılarının dokuma tekniği ve yöresel kimlikleri ile araştırılması, arşivlenmesine yönelik olarak bugüne kadar yapılmış çok sayıda çalışma mevcuttur. İlaveten, 6769 sayılı Kanun ile Türk Patent ve Marka Kurumu bünyesinde müstakil bir “Coğrafi İşaretler Dairesi Başkanlığı” tesis edilmiş olup, bu yeni kurumsal yapılanma vasıtasıyla coğrafi işaretli ürünlerimizin dünyada daha fazla bilinir olması ve ürünlerimizin pazarlama imkanlarının zenginleştirilmesi için projeler geliştirilecektir. Bu konudaki çalışmalar halen devam etmektedir.

Ayrıca 2016 yılı Ekim ayında İsviçre’nin Cenevre şehrinde Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı Genel Kurul toplantıları esnasında Türk Patent ve Marka Kurumu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı işbirliğiyle “Türk Kültürü ve Coğrafi İşaretler Sergisi” gerçekleştirilmiş ve Hereke Halılarımız uluslararası katılımcılara uygulamalı olarak tanıtılmıştır.

Cevap 5 – 2017-2019 yıllarını kapsayan Tasarım Strateji Belgesi ve Eylem Planında ülkemizde bir tasarım müzesi kurulması faaliyeti yer almaktadır. Bu çerçevede ülkemizde tasarımları da içerecek şekilde bir Sınai Mülkiyet Müzesi kurulmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır.

Kaynak:  ( www.gebzegazetesi.com ve İlim Kültür ve Tarih Araştırmaları  Merkezi İKTAV  Kütüphanesi

BASINDA HEREKE HALISI

Şimdi lütfen elinize kağıt kalem alın, bir santimetrekare çizin, sonra bu alanın içine kalemin ucuyla nokta koymaya başlayın, nokta nokta nokta nokta, istediğiniz kadar düzenli yerleştirin en fazla 200-300 nokta filan koyabilirsiniz… Oysa, bir santimetrekareye 500 düğüm atılıyor, düğüm düğüm düğüm, 500 düğüm… Hereke işte budur.

Üstelik o 500 düğüm, birbirinden farklı rengarenk ipliklerle atılıyor, lale, karanfil, gül, sümbül gibi 200’den fazla çiçek motifini biraraya getiriyor, ahenkle tablolaştırıyor… Hereke işte böylesine emektir, böylesine inanılmazdır.

Hereke’deki ilk halı fabrikası  1843 yılında Ermeni Dadyan ailesi tarafından kuruldu. İki yıl sonra mülkiyeti padişaha devredildi, fabrika-i hümayun oldu. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e intikal etti. 1933 yılında Sümerbank kuruldu, Sümerbank’a devredildi.Dünyanın en ünlü halı markası oldu.

1993 yılında fabrikalarla bankacılık birbirinden ayrıldı, bankacılık Sümerbank oldu, fabrikalar Sümer Holding bünyesinde kaldı. Sümer Holding 1996 yılında, Anadolu’da dokunan, Türkiye’ye özgü 21 el halımızı coğrafi işaret patentiyle tescilledi, koruma altına aldı. Bunlardan biri de Hereke’ydi

Kocaeli  körfez ilçesi  kurulup  Hereke belediyesi kapandı.  2008 yılından itibaren, Hereke adıyla resmi bir coğrafi bölge  kalmadı. Sümer Holding’te, tüm fabrikaları satıldı, herhangi bir sektörde üretim tesisi kalmadı. 2009 yılında Sümer Holding’in Sümerhalı şirketinin tüzel kişiliğine son verildi! Hatta, Sümer Holding’in depolarında kalan 98 bin metrekare halı bile haraç mezat satıldı, adeta tarih oldu.

Hereke Belediyesi’nin kapatılmasını fırsat bilen, Hereke markasının sahibi olan Sümer Holding’in  kapatılmasını fırsata çeviren Çin devleti…Henan eyaletinin Nanyang şehrinin Zhenping ilçesinde “Hereke Sanayi Bölgesi” kurdu, etiketlerine “Made in Hereke” yazarak, halı üretmeye başladı!

Çinliler Türkiye halı pazarının  yüzde 90’ı ele geçirdi.  Bir zamanlar  Hereke’de 200’ün üzerinde atölye vardı,  bu gün 10’un altına düştü.

İşin en kötüsü  Çin’le başa çıkamayan yerli halıcılar, Çin’e gitti, Çin’de fabrika açtı, kanunen yasak olmasına rağmen Çin’de ürettikleri çakma Hereke’leri yerli Hereke’ymiş gibi Türkiye’de satmaya başladı.

Kaynak: Sözcü Gazetesi – Y. Özdil Makale özeti – 20 Aralık 201

ÇİN KAYNAKLARINDA BİR BELGE:

DOĞU TÜRKİSTAN’DA UYGUR TÜRKLERİNİN GİLEM HALISI’NIN HİKÂYESİ

Doğu Türkistan Uygur Türklerinin ana vatanı. Uygarlığa adını veren Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri’nin yaşadığı özerk bölgeye Çinliler Sincan (Xinjiang’ın) Uygur Özerk bölgesi diyor. Başkenti Urumçi. Dünyada Türk halısının ana vatanı da olarak bilinen Doğu Türkistan’ın Sincan Uygur Özerk Bölgesi Hotan Vilayeti ile ilgili bir deyiş var:  “Gökyüzünde ne kadar çok renkli bulut varsa Hotan’da da o kadar renkli halı var.” 

Araştırmacı gazeteci ve belgeselci olarak Doğu Türkistan’ın Kaşgar, Urumçi, Hotan, Yarkent, ve Turfan kentlerini gezerek belgesel çekimi gerçekleştirdik. GİLEM HALISI başlıklı aşağıdaki yazı Çin kaynaklarından alınmış, parantez içindeki bölümler tarafımızdan yazılmıştır. (İ.K.) 

GİLEM HALISI

(Doğu Türkistan Uygur Türklerinde) Bir efsaneye göre (Doğu Türkistan’ın Uygur Türkleri nin yaşadığı özerk bölgeye Çinliler Sincan diyor başkenti Urumçi) Xinjiang’ın Hotan bölgesinde (Uygur Türkleri’nin yaşadığı Doğu Türkistan’ın Sincan Uygur Özerk Bölgesi Hotan Vilayeti)  eski çağlarda hüküm süren bir kral, (Uygur Türkü Hakanı)  bütün çocukları arasında en çok küçük kızı Gilem’i severmiş. Çok akıllı ve yetenekli olan Prenses Gilem, şarkı söylemeye ve dans etmeye düşkünmüş ve herkes tarafından beğenilirmiş. Kral, zamanla büyüyen kızı için ona lâyık bir koca bulmak istemiş.

Ama prenses, yoksul bir delikanlıya âşık olmuş. Kralın ilişkilerini onaylamamasına rağmen iki sevgili bahçede gizli gizli görüşüyormuş. Ne yazık ki, görüştükleri fark edilmiş ve buna çok kızan kral, Gilem’i sarayından kovmuş.

Sevdiği delikanlıyla evlenen Gilem, yaşam koşullarını kendi emeğiyle değiştirmek istemiş. Pazardan renkli iplikler satın almış ve halı dokumaya başlamış. Halı, egzotik deseni ve rengiyle herkes tarafından çok beğenilmiş. Gilem, dokuduğu halıları köyde yaşayan ailelere satmış. Halı dokuma tekniğini de köyde yaşayanlara öğretmiş. Böylece, köydeki insanların yaşam koşulları giderek iyileşmiş. Zamanla Gilem ismi, bir halı cinsinin adı olarak anılmaya başlamış. Pekiyi, efsanede anlatılan Gilem gerçekten yaşadı mı? Onun dokuduğu halının özelliği neydi?

Bir şiirde şöyle deniyor: “Gökte ne kadar farklı bulut varsa, Hotan’da da o kadar değişik halı deseni vardır”. Bu şiir, halının Hotan’da çok yaygın olarak kullanıldığını gösteriyor. Yeşim taşıyla dünyaca ünlü olan bu bölge, acaba Gilem halısının da yurdu muydu?

(Uygur Türklerinin ana vatanı Doğu Türkistan’ın Hotan kentin de araştırma yapıp belgesel çektik. Üzüm asmalı ve kavak ağaçları arasında çok büyük ve muhteşem halı dokuma atölyeleri mevcut. Hotanlı Uygur Türkü genç kızlar gönül telimizi titreten yanık ve duygulu Uygur müziği eşliğinde Yün ve İpek halılar dokumaları, turistlerin büyük ilgi göstererek satın aldığı bir birinden güzel Halılar göz ve gönül ziyafeti sunuyor. Hotan Halıları dünyaca ünlü. Yeşim taşı satılan tezgâhlar ve yeşim taşları, Hotan ırmağından yeşim taşı çıkartan gençlerin çalışmaları yeşim taşlarını işleyen küçük atölyeler görülmeye değer unutamadığım anılar.  İ.K.

Hotan’daki köylerde hemen hemen her ailenin halı dokuma atölyesi var. Büyükler de, çocuklar da halı dokumayı biliyor. 18 yaşındaki Hörgül, halı dokumayı 7 yaşındayken annesinden öğrenmiş. Annesi ve babası, kızlarının halı dokuma tekniğini iyice öğrenmesini teşvik etmiş. Çünkü yerel halkın gözünde Gilem, büyük bir halı dokuma ustasıydı. Halı dokumayı bilmek, akıllı ve yetenekli olmanın işareti olarak görülüyor. Hatta daha da iddialı deyişe göre, halı dokunmayı bilmeyen kız, iyi koca bulamaz. Hörgül gibi yeni kuşaktan kızlar bu görüşe katılmıyor. Ama bu, onların Gilem hakkındaki düşüncelerini etkilemiyor. Hörgül, tatil günlerinde birkaç arkadaşıyla birlikte güzel halı dokumaktan zevk alıyor.

Bütün Gilem halıları elle dokunuyor. Önce bir ahşap çerçeve üzerine alt taban olarak gergin ipler bağlanıyor. Bunlar, bir grup çözgü ile iki grup atkıdan oluşuyor. En önemli nokta, desenin tasarımıdır. Dokumanın, desene göre sıkı ve sağlam olması için, düğüm ipliklerinin özel bir aletle kesilerek kısaltılması gerekir. Sonra iplikler makasla düz olarak kesilir. Bu yöntem fidelik tarhını andırdığı için “tüylü fidelik halısı” olarak anılıyor. Kalın ve sağlam olduğu için, bir halının ömrü birkaç yüzyılı bile bulabilir ve kuşaktan kuşağa aktarılabilir.

Gilem halısı, “Doğu Halısı” olarak da adlandırılıyor. Gerek biçimi, gerekse desenleri ve renkleri, yerel kültürün zengin özelliklerini taşıyor. Yüksek ekonomik değeri olan Gilem halısı, aynı zamanda süs eşyası olarak da kullanılabiliyor. Gilem halısının zemin halısı, duvar halısı ve seccade olarak kullanılan türleri var…

Gilem halısının en önemli özelliği desenleri ve renkleridir. Desenler, renk çeşitliliğiyle göz alıcıdır. Çeşitli çiçek desenleri çok canlıdır. Her desenin belli bir anlamı var… Ama çoğu “uğur” ve “mutluluk” anlamı taşır.

Narın anayurdu Orta Asya’dır. Xinjianglılar çok eski zamanlardan beri narçiçeğini ve nar goncasını halı deseni olarak kullanıyor. Nar, geniş ve müreffeh aile simgesi olarak kabul ediliyor. Ama halı desenlerinde elmas biçimine daha çok rastlanıyor. Bunun nedeni ne? Elmas biçimi ne tür bir anlam taşıyor?

(Doğu Türkistanlıların yaşadığı Sincan Uygur Özerk bölgesi) Xinjiang Müzesi araştırmacılarından Jia Yingyi bize şu bilgiler verdi: Elmas biçimine yer veren desenler neden çok görülüyor? Xinjiang’da birçok dağ bulunuyor. Bazı kişilere göre, eski çağlarda bunları gören insanlar, resimlerini yaptı. Bu konuda birçok açıklama var. Xinjiang’da dağ, elmas, üçgen ve testere dişi biçimli desenler çok sık kullanılır. Şimdi bunlara “geleneksel desenler” deniyor. Birçok halıda bu desenleri görürsünüz. Dükkânlardaki büyük halılarda hep elmas biçimli desenler vardır.

Xinjiang Güzel Sanatlar Akademisi görevlilerinden Profesör Li Anning bize şöyle dedi: “Halı dokuma tarihimiz, İran’dakiyle hemen hemen aynı uzunluktadır. Orta Asya göreceli olarak kuraktır. Buradaki insanlar yeşil rengi sever, canlı bahçelere özlem duyar. İçinde imparatorluk sarayı, köprüler, akarsular, çiçekli bahçeler bulunan bir kentte yaşamayı umarlar. Bu nedenle bunları halı desenleri olarak dokurlar. Böylece halılarda tek elmaslı ya da çok elmaslı desenler, imparatorluk sarayını resmeden desenler ve haritalar yer almış.”

İster harita, ister dağ görünümlü olsun, bu halılardaki elmas biçimli desenlerin anlamı gizemini hâlâ koruyor. Ama Uygurların yaşamıyla sıkı ilişkisi olan halı desenleri, kesinlikle onların geleneksel kültürlerini yansıtıyor. Bu duvar halısının üzerinde bulunan “Oniki Makam” deseni, Uygurlar tarafından çok beğeniliyor. 16. Yüzyılda (DoğuTürkistan’ın Yarkent bölgesinde yaşamış. Yarkent meydanındaki türbesini ziyaret ederek belgesel çekimi yaptım)  Amannisa adlı bir Uygur prensesinin, halk arasından toplayarak derlediği ve bugüne kadar korunan 12 büyük şarkı grubuna “Oniki Makam” adı veriliyor. Estetik ve doğal, sıcak ve derin olan Oniki Makam, müzik, edebiyat, dans ve opera gibi sanat türlerini büyük bir ustalıkla kullanarak Uygurların renkli yaşamlarını ve duygu dünyalarını yansıtıyor

Prenses Gilem, adını verdiği halının bugün Xinjiang halkının günlük yaşamında vazgeçilmez bir rol oynayacağını tahmin edemezdi. O halde, Gilem halısının Xinjianglıların aile yaşamındaki özel yeri nedir?

Gilemi Halısı, Uygunların günlük yaşamında vazgeçilmez bir eşyadır. Soğuktan ve sıcaktan koruma özelliğine sahip olan halı, süs eşyası olarak da kullanılır. Xinjiang halılarının geleneksel desenleri arasında çiçek, ağaç yaprağı, kuş, hayvan ve hayali yaratıklar yer alır. Hotan’daki kalabalık pazarda halı alışverişi çok iyi gidiyor. Başka yerlerden buraya gelen işadamları ve turistlerin hepsi, güzel Gilem halısını evlerine götürmek istiyor.

Kaynak: http://turkish.cri.cn/794/2012/01/12/1s137760.htm